7 Ağustos 2014 Perşembe

Beni üç nesil sikti

Seks sınıfı, sınıf, kimlikleri belirler. Elimizde yetişkin iki kişi var diyelim. Ve farzedelim, bunlar seks yapmak için (biz kısaca “sikişmek” tabirini tercih ediyoruz) epey hevesli. Bu işin girdisi çıktısı, el değmeden hazırlanmış bazı prosedürlere, bir dizi temsili form doldurma ayinlerine bağlanmıştır. Düğmeleri çözmek, nasıl soyunmanın girizgahıysa, cima etmek için de işe, bazı “çok özel” bilgilerin değiş tokuşuyla başlanır.
-         "Nerede oturuyorsunuz?"
-         "Ne işle meşgulsünüz?"
-         "Nerelisiniz?"
Kritik sorular bunlar. Önce, beyazların beyazlığı kayıtlara geçirilmeli. Sınıfsal orijin, hangi ekonomik / sosyal katmana dahil edileceğin ve düpedüz beyazlığın, hassas kantarlarda tartılacak, ardından bir sonraki aşamaya geçilecek.
Aslında aralarındaki bu münasebet, seksten ibaret olmaktan çoktan çıkmış bulunmaktadır. Başka bazı yüzeylerdeki örtüşmeler, bedenler arasındaki çakışmadan daha önceliklidir. En başta onun kontrolü ve teyidi gerekir. Sınıf, ünvan, kariyer, etnik kimlik, birbirini karşılayabiliyor mu, karşılayamıyor mu? Önce buna bakılacak.
Ne olduğun sorulur. Kadın mısın? Erkek mi? Gay, lezbiyen, hetero?... Hangisi?
Seks yapma aşamasına gelebilmek için bu sorular ışığında bir sabıka kaydı ibraz etmenin, bir ilmühaber tanziminin nasıl hissettirdiği kurcalar benim merakımı. Sanırım, bu tür şeyler, önceden konuşulup takdire bağlanmakla, çükler, amlar ya da götler güvence altına alınmış oluyor. Kimin hangi organını kullanacağı –ve dolayısıyla hangilerini kullanmayacağı- meselesi, şüpheleri dağıtacak biçimde açıklığa kavuşturulmuş oluyor. Medeni insanlarız sonuçta. Şimdi başlayabiliriz. Buyurmaz mısınız?...
İnsanın, bu imtihan azabından sonra seks yapası mı gelir ayol?...
Modern dönemlerin insanlık haleri böyle. Bilen bilir; haşlanması için tencereye koymadan önce, marketten parasını ödeyip almamızdan da önce, yani henüz canlıyken et tavukları, büyük tavuk çiftliklerinde yaşarlar. Buradaki "çiftlik" lafı, lafın gelişi, "yaşarlar" da gidişi. Bu tavuklar bedeninin ancak sığabileceği kadar küçük bölmelerde tutularak en kısa zamanda kesim ağırlığına gelebilmesi için keşfedilmiş işkenceli usüllerle beslenmektedir. Biz onlara cansız bedenleri ambalajlanmış halde ve sadece market raflarında rastlarız. Bunlar, kesilmek üzere götürülürken de bildiğimiz tavuk reaksiyonu göstermez. Tuhaf bir tepkisizlikle şapsal şapşal celladına bakar dururlar. Kaçmaya yeltenmek, ufak çaplı da olsa bir yaygara koparmak hiç akıllarına gelmez. Yaşama direnci, etli bedenden daha önce ele geçirilmiş, sömürgeleştirilmiştir.
Yeni nesil biraz bu et tavuklarına benziyor. Bu nesil hakkında bir şeyler söyleyebilecek durumda sayılırım. 45 yaşımdayım. 15 yaş büyüklerimle seks yaptığımı hesaba katarsak, üç farklı nesil arasında bir kıyaslama yapabilmek gibi son derece ayrıcalıklı bir noktadan konuştuğum anlaşılır.
Başlıca kategoriler şunlardır: Kulamparalar, götçü diye bilinen bir grubu oluşturur. Bunlar götseverlerdir. Evli barklı, kerli ferli adamlar... Merak ediyorum; oğlan götüne meftun bu insanların acaba kadınlarıyla ilişkisi nasıl? Mecburi hizmet gibi bir yükümlülük olmalı.
Gelelim kendi akranlarımın oluşturduğu gruba. Tahmin edebileceğiniz gibi bunlar, benim müşteri porföyümün en kalabalık dilimini teşkil ediyor. Şimdilerde de, onların ergen ve reşit çocuklarıyla sevişiyorum. Tereddütsüz söyleyebilirim; son nesil, en kötüsü. Hormonlu çocuklar bunlar. Ne sevmeyi ne sikmeyi ne vermeyi biliyorlar. Ne aşkı biliyorlar, ne paylaşmayı. Bu neslin varoşları iyidir ama. Varoşun ergenleri, bakır işler gibi sikiyor.
Kentli tayfa en kötüsü. Oysa gayet iyi besleniyorlar. Başka her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da bilimin emir ve yasaklarına imanla itaat ediyorlar. Sosyoloji, psikoloji, seksoloji hayatı doğru yaşamak için birer kullanma kılavuzu olmuş, bunlara teknik taktik ve kondüsyon öğretiyor. Rafinerilerde saflaştırılmış bir hayattır bunlarınki.  
Ben, 25 yıl önce kıskanılmak isterdim. Dayak yemek için arıza çıkarırdım. Kinim, öfkem, nefretim, bu dayağın sonunda sikilirken yatışır, tatmin bulurdu. Kıskanırdım. Kıskanılmayı isterdim. Yeterince kıskanılmadığımda, kıskandırmam gerekirdi. O dayağı yiyerek sikişirdim. Sille tokat sikişirdim. Ağlayarak boşalırdım. Partnerimin omuzlarında, hıçkırıktan boğulmuş bir halde... Bu bir başka hazdır. Mümkündür ki, BDSM, bu tarzın rafine versiyonu oluyor. Aşktan arındırılmış, kullanma kılavuzu diliyle tarif edilen, garanti belgeli versiyon.
Bugünün BDSM’si, eskiden aşkı içinde barındıran bir şeydi. Sistem, aşkın anavatanından sürülmesini icabettirdi. Cep telefonları, sanal alem ve sosyal ağlar, hep o sürgündeki devrik kıraldan öc almak için.
Evet. Beni üç nesil sikti. Kabul etmek lazım; bende de o eski performans artık yok. Ama iddiayla söyleyebilirim, bu yeni nesli cebimden çıkarırım. Ne varsa varoşlarda var. Aradığımı oralarda buluyorum. Mamaklı çocuk, bedenimi bakır işler gibi işliyor. Öyleleri sadece varoşlarda kaldı. Ben, evet; iyi nabız tutarım. Benim bildiklerimi öğrenmek için, PR şirketleri kabarık bütçeli kamuoyu araştırmaları projelendiriyor. Oysa bu mevzu, tamamen benden sorulur.
Previous Post
Next Post
Related Posts

Eylem Günlüğü