Ayna ayna, söyle bana...

Aşağıdaki 13. Yüzyıldan kalma orijinal el yazması hakkında uzmanlar çelişkili yorumlarda bulunuyor. Bir görüşe göre Ganimet bu yazıyı, gazetelerin hafta sonu ekleri iyice bozdu da, onun yerine geçsin diye yazdı. Düşününce, durum hakikaten öyle. Ama olan bitenden habersiz okuyucular için asıl gerekli bilgi, bu değildir. Bundan bir süre önce, Pembe Hayat web sayfalarında “Kürdün ‘ibne’yle imtihanı” başlıklı, soru cevap denemesinden hallice bir müsvedde yayınlandı. Yazının bir yerinde kontrol ederseniz görebileceğiniz gibi, transların Kürt olanlarının, bu çapraşık ruh halini ne şekillerde idrak ettiği mevzuuna değiniliyor. Trans güzellik yarışması organizatörlerinin Kürt oluşuna da, bu bağlamda dikkat çekiliyor.

Asya Özgür'ün –ki kendisi bu yarışmanın organizatörlerinden- facebook profilinden Ganimet’e ağzının payını bildiren bildirimi, yazının bu kısmını mesele edinen tepkidir. Ama tek tepki oluşu dolayısıyla röportajın altını muhabir olarak imzalayan gazetecinin, şükran dolu sözlerine muhataptır. Gazeteci kuyuya atılan taşın, hangi kırk akıllı tarafından sessizce geri çıkarılmaya çalışıldığını bu sayede fark edebildiğini söylemektedir. Yazının içinde bağlamına oturtmakta zorlandığınız bir şeyler olursa, bu linklenmiş kaynakçaya başvurmanız tavsiye olunur. Hala bile tatmin olmadıysanız, anlayamadığınız yerleri Ganimet’e mesaj atabilirsiniz.

Şu yandan çarklı felek, Ortadoğulu kadının bedenini, yani şu bildiğimiz kara kaderli, kara kıllı, iri ve şişman bedenini sikilmez hale getirdi eyvah. Beni, bembeyaz tenli, sapsarı saçlı, şakır şakır boşalan amlı kadına benzemem için fiştekleyip duran o kadar çok şey var ki, anlatmaya kelimelerim yetmez. Maalesef bana bakınca bir Ortadoğulu görüyorsunuz. Yani Avrupa'da bir turistik seyahatte bulunmaktayım farzedelim. Bana bakar bakmaz "Ortadoğulu dönme" diyeceklerdir. 

Eyvah!

Ortadoğulu olduğum her halimden belli. Bunu sadece siz söylemiyorsunuz. Tüm erkekler böyle görüyor. Siz aslında, bütün erkek milletinin bende görebildiğini yakaladınız. Bu bakış tam, erkek gibi bakış. "Benim o tezgahlarda bezim olmaz" diyen translar böyle görürken, aktivist transların da aynı bakışın arkasına göz yerleştirmesi tuhaf. Neye bakıyorsunuz? Devran bu kadını istiyor. Bütün trans kadın bacılarım, biyolojik kadınlardan daha güzel oldular. Bu yarışı açık ara kazandılar. Zaferlerine kimsenin diyeceği olmamalı. Varsa diyeceği olan, dili kopsun. Ne kadar diyet ödediklerini ben bile bilmiyorum. Aldıkları evler, kazandıkları paralar, hepsine helal ve hoş olsun. Ama, onlar, benim aktivist arkadaşlarım, canlarım, yoldaşlarım bile, şahsımda çirkin bir canavarı tasvir etsinler, anlayamıyorum. Hoş karşılamıyorum değil, anlayamıyorum. 

Ey yazdığım yazıyı anlayamayan arkadaşlarım! Bu benim yazarlığımın sona erdiği demektir. Yazamadığım anlamına gelir. Oysa benim için yazar sınıfına sayılmak çok önemlidir. Biricik muradım yazar olmak. Yazar olmasam, nasıl var olabilirim?

Ben sizin için daha ne yapabilirim bilmiyorum ki. Ben sizin güzelliğinizin garantisiyim yahu. Bana bakılarak güzel oluyorsunuz. Daha nasıl bir kıyak lazım translığınıza. Şu lanet Ortadoğulu görünüşlü bedenimden, inanın ben de hiç memnun değilim. Pes etmeye ramak kaldı. Sikilmezliğim, haklısınız, geri döndürülemez durumda. Sadece beni değil, bu sikilmezliğim, bakmakla yükümlü olduğum insanları da mutsuz ediyor. Yeterince para kazanamayışım, beni sapsarı saçlı, bembeyaz tenli, şakır şakır boşalan amlı bir kadın haline doğru tacizli bir şekilde itekliyor. Çirkin dönmeliğimi, lanetlenmiş Ortadoğulu görünüşümü, erkeklere pazarlamakta giderek zorlanıyorum. Durumuma, sadece seks işçiliği üzerinden bakılmasın lütfen. Barlarda kafelerde beni görenlerin bakışlarından da aynı nedenle mustaribim. Piyasadan payıma düşen sevgililer, hırsızlar, torbacılar, gaspçılar, baliciler ve hadi siz ilave edin, mafya kürtler...

Hatta bu aşağılık eşik bile, onlar bile beni, sarı saçlı, beyaz tenli, koca memeli, boşalan amlı olmaya zorluyor. Onlar bile bunu hadsizlik saymıyor.

Şöyle bir kadın olmak istiyorum. Tüm Ortadoğulu kadınlar ister, emin olun. İsterim ki, beni gören erkeklerin, siki kalksın. Mesai gerektirmeyecek bir muamele sonucu, el değmeden boşalsınlar. Kalçalarımda gözlerinin izi çıksın. Tüm erkeklerin nefesini kesecek kadar olmayı siz de istemez misiniz? Artık, ben de Ortadoğulu kara kaderli, kara kadına bakan bakışlarla bana bakılmasından yoruldum. Pes ediyorum. Erkeklerin ilgisini çekmenin ilmini benden önce öğrenmiş arkadaşlarım, n’olur el atın. Şu bedenimden ve çirkin kara yüzümden ve lanetli Ordadoğululuğumdan kurtarın beni. Michael Jackson'ın da kanıtladığı gibi, size beyaz, bembeyaz bir zenci vaat ediyorum.

Şu soru aklıma çengelini geçirmiş kanırtıyor: Sakın, “Senin gibi trans mı olur lan?” mantığı olmasın bu sizdeki? İçimizdeki transfobiyle ilgili olabilir mi acaba bu durum? Ben garip bir söz ishaliyim. Çenem durmaz. Bir transa göre gayet iyi fedakarlık yaptım. Mantilerle, aşkla harcayacağım vaktimi, aktivistlik için tasarruf ettim. Söyleyin, benden nefret ederek iyileştirdiğiniz yaralar mı var? 

Yazarken derdim, kimsenin tavuğuna kış demek değil. Bildiğim doğruları, sokaktan aldığım dille insanlara sunmak. Onlar bunu çok ilginç buluyor. Tapuladığım bir alan da yok. Çark lubunyaları bilir; bu çark alanını korumak değil. Satır, sopa davasında değiliz yani. Bu alanların öyle korunuyor olması ayrı bir hak ihlali. Benim derdim, hak ihlali gördüğüm alanlara üstünkörü bir göz atmaktı. Sokak öğretti bana bu nasırlı dili. Böyle anlatmayınca, insanlar anlamaz diye endişeleniyorum. Derdim, bacılarıma saldırmak, asla değil. Anlatabildiğim dil de sadece bunu kelimelendirebiliyor.

Mesele benim canımı acıtmaksa, bu oldu. Fakat, benim canım da dilim gibi nasırlaşmış. Eskiden olduğu gibi ta derinden üzmüyor beni bu meseleler. Aynı yolda gidiyor olabiliriz ama başka dillerden konuşuyor, başka başka doğrularla yürüyoruz. Bana bir erkek korosunun görerek bağırdığı sözlerle bağırmanı anlayamıyorum. Şart değil. Boş ver, canın sağolsun. Harcadığın emekleri görmüyor değilim. Ama anlayamıyorum. Ne var bunda? Tatlı tatlı yazmaya çalışıyorum. 

Hem, kuzum Asya, sana mı düştü benim çirkinliğimi ölçmek? Kiramı sen mi ödüyorsun? Böyle desem, bana verecek cevabın ne? Maalesef, hepimiz sikilerek para kazanıyoruz. Benim çirkinliğimin çığırtkanlığını sanal ve dahi reel alemlerde yapman sayesinde, seni sikmeyi deneyecekler çıkacaktır. Bu yeni pazarlarda benim hakkım yok mu sence? Beni yok ettin ve bu sana ilave bir para getiriyor.

Amaaan... Helal ve hoş olsun. ben böyle şeyleri takmam. Ama şu çirkinlik meselesine ayar oldum. İlk işim, aerobik yaparak zayıflayıp, her yerimi ipincecik hale getirip, eritip, iğne ipliklere dönüp, merhum Michael Jackson'un ispatladığı yollardan tıpkı, kendimi ispatlayacağım. Yemin ediyorum bunun için. Ant içtim. Ben bunu yapacağım, yaptıracağım, oldurup oluşturacağım. Hepinizi, amımın önünde saygıyla eğilmek üzere geçit resmine beklerim.

Ben demek istemişimdir ki, güzellik yarışmasına ne gerek var. sen bence yarışmasız tek güzelsin. Yarışmayı kazanan kız, senin birinciliğinin ikincisi. Mesela, ikimiz takılsak, benden bile güzel sayılırsın. Sorun güzellik ve güzellik yarışması değil. Sorun, hani bir Kürt hareketi var ya; hani Kürdistanlı kadınlar felan var, Onlar, "Diyarbakır'da güzellik yarışması yakışık almaz" diyor ya; anlatmak istediğim bu. Başka hiç bir sorunum yok. Hamd olsun, sena olsun. Senin de bir dönem Kürt hareketiyle alakalanmış olabileceğini düşündüm. Kürt trans aktivist diye düşündüm seni. HDP ile filan bir ilişkin olduğun zannı varmış bende. Benimle ilgili kısmı bundan ibaret. Yoksa, bireysel olarak, hayretle izlediğim, yaptığı şeyleri gördüğüm bir Öykü Ay örneği var. Kadın bunu bir dernekle, bir etnik kimlikle filan yapmıyor. Harikulade işler çıkarıyor. Hayretle ve imrenerek bakıyorum. Gururlanıyorum. Bana kıskanç ve haset diyorsun ya, kesinlikle doğru. Ama kıskançlığımın ve hasetliğimin seninle ilgisiz oluşu da kesin. Demet Demir'in Ülker Sokakta dikili kalmış büstünü kıskanırım mesela. Ebru'nun köprüye bayrak asarken bayraklaşmasını da. Yağmur Arıkan'ın Mersin Yedirenk'teki yerini açıkça kıskanırım. Buse Kılıçkaya'yı kıskanırım. Ve Esmeray'ın Küçükparmakkapı'dan Amargi'ye yürümesini... Kıskanırım hani... Ben hep o bedenlerin yerinde olmak istedim. 

Sanırım seni kıskanmıyorum. Senin için ne hasetlendim, ne bir gıpta geçti içimden. Olsa, niye söylemeyeyim?

Bir çok yerde belki karşılaşacağız ama, hayatımızın doğrultuları, hiç bir yerde kesişmeyecek sanki. Bu kanaat uyandı bende. Yanlış anlama, yaptıklarının arkasındayım. Yanlış anlama kız, similyam sana şanlamaz. Sen benim dünya ahret bacımsın. Arkanda duruşum dostçadır. 

-----------------------------

Kaynakça:

1- Asya Özgür atarlanmasa, kimselerin malumu dahiline giremeden unutulup gidecek olan şu uğursuz yazıyı görmek için tıklayınız

2- Asya Özgür'ün bir sinir krizi halinde giderlendiği bildirimi, altındaki yorum kutusunda dönmüş muhabbetleriyle birlikte görmek için tıklayınız

3- Muhabirin, mezkur facebook bildirimi dolayısıyla Asya Özgür'e ve onun şahsında fikirlerini tartışanlara duyduğu şükran borcunun zikredildiği yazı için tıklayınız.

Gülşen Aksu nabzınızı tutuyor






Gülşen Aksu nabzınızı tutuyor, dermanınızı söylüyor. Valla zor iş. Kameratör arkadaşı Buse ile birlikte elinde mikrofon, haber peşinde koştururken, tesadüfen karşılaştığı bir kısım vatandaşa sorulmak üzere özene bezene hazırladığı sorular şu şekilde:

1- Trans nedir?
2- Travesti nedir?
3- Çocuğunuz travesti olsa ne yapardınız?

Aktivistlikten mesleğine vakit ayıramadığı için iki yakasını bir araya getiremediğini anlatan seks esnafı Saime hanım (45), henüz portakalda vitamin formunda sırasını bekleyen müstakbel çocuğunu, travesti olması halinde evlatlıktan reddetmekle tehdit etti. Zalim kadın, ondan uzak durması koşuluyla çocuğundan gelecek para yardımını memnuniyetle kabul edebileceğini, hiç lafı dolandırmadan söyleyebildi. Çocuk, başta dişlerinin tedavisi olmak üzere sağlık giderlerini de üstlenirse eğer, elbette onu da geri çevirmeyecekmiş.

Muhabirimizin "Bu kadar canavar olmayın" şeklindeki ısrarlı ikazlarına aldırmadan "Ben kendime dönmenin anası dedirtmem" diye çığlıklar atan Saime, yine ısrarlar üzerine çocuğunun mahalle sınırları dışında arkadaşlarıyla vakit geçirmesine ise "Olur belki ama bizim oralara gelmesinler" diyerek açık kapı bıraktı.

"Çocuğunuz travesti olsaydı ne yapardınız?" tahmin edebileceğiniz gibi Saime tarafından cevaplandırılan soruydu.

Aktivizmle uğraştığı için başını kaşımaya vakit bulamadığını belirten Başak, çalışmadığı yerlerden çıkan ters bir soruyla şoke oldu. Başak "Travesti nedir?" sorusuyla uğradığı kamyon kazasına, "Hadi yavrum kemiiiik!" şeklinde nağralanarak tepki verdi. Fırlattığı zarların pencüse gelmesi üzerine uzun uzun düşündükten sonra Başak, muhabirimize "E şıkkı olsun" dedi.

Bir uykudan mı uyandırılmıştı, yoksa hala uyuyor muydu net olarak anlaşılamayan Yusuf ise, artık ne alakaysa, sektörel daralmanın istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinden dem vurdu. Oysa, muhabirimizin de tane tane sözcüklerle ifade ettiği gibi, soru gayet kısa ve öz: "Sizce trans nedir?" Arada kutuplarda olmayı istediğine dair parça tesirsiz bir lakırdı ettiyse de, bu sözleriyle, soruyu mu sorduğu yoksa, kaldığı yerden devam ettiği rüyasına dahil bir repliği mi sayıkladığı açıklığa kavuşturulamadı.

Yayında ve yapımda emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Bir başka nabız yoklamasında buluşuncaya kadar hoşçakalın.

Beni üç nesil sikti

Seks sınıfı, sınıf, kimlikleri belirler. Elimizde yetişkin iki kişi var diyelim. Ve farzedelim, bunlar seks yapmak için (biz kısaca “sikişmek” tabirini tercih ediyoruz) epey hevesli. Bu işin girdisi çıktısı, el değmeden hazırlanmış bazı prosedürlere, bir dizi temsili form doldurma ayinlerine bağlanmıştır. Düğmeleri çözmek, nasıl soyunmanın girizgahıysa, cima etmek için de işe, bazı “çok özel” bilgilerin değiş tokuşuyla başlanır.
-         "Nerede oturuyorsunuz?"
-         "Ne işle meşgulsünüz?"
-         "Nerelisiniz?"
Kritik sorular bunlar. Önce, beyazların beyazlığı kayıtlara geçirilmeli. Sınıfsal orijin, hangi ekonomik / sosyal katmana dahil edileceğin ve düpedüz beyazlığın, hassas kantarlarda tartılacak, ardından bir sonraki aşamaya geçilecek.
Aslında aralarındaki bu münasebet, seksten ibaret olmaktan çoktan çıkmış bulunmaktadır. Başka bazı yüzeylerdeki örtüşmeler, bedenler arasındaki çakışmadan daha önceliklidir. En başta onun kontrolü ve teyidi gerekir. Sınıf, ünvan, kariyer, etnik kimlik, birbirini karşılayabiliyor mu, karşılayamıyor mu? Önce buna bakılacak.
Ne olduğun sorulur. Kadın mısın? Erkek mi? Gay, lezbiyen, hetero?... Hangisi?
Seks yapma aşamasına gelebilmek için bu sorular ışığında bir sabıka kaydı ibraz etmenin, bir ilmühaber tanziminin nasıl hissettirdiği kurcalar benim merakımı. Sanırım, bu tür şeyler, önceden konuşulup takdire bağlanmakla, çükler, amlar ya da götler güvence altına alınmış oluyor. Kimin hangi organını kullanacağı –ve dolayısıyla hangilerini kullanmayacağı- meselesi, şüpheleri dağıtacak biçimde açıklığa kavuşturulmuş oluyor. Medeni insanlarız sonuçta. Şimdi başlayabiliriz. Buyurmaz mısınız?...
İnsanın, bu imtihan azabından sonra seks yapası mı gelir ayol?...
Modern dönemlerin insanlık haleri böyle. Bilen bilir; haşlanması için tencereye koymadan önce, marketten parasını ödeyip almamızdan da önce, yani henüz canlıyken et tavukları, büyük tavuk çiftliklerinde yaşarlar. Buradaki çiftlik lafı, lafın gelişi. Bu tavuklar bedeninin ancak sığabileceği kadar küçük bölmelerde tutularak en kısa zamanda kesim ağırlığına gelebilmesi için keşfedilmiş işkenceli usüllerle beslenmektedir. Biz onlara cansız bedenleri ambalajlanmış halde ve sadece market raflarında rastlarız. Bunlar, kesilmek üzere götürülürken de bildiğimiz tavuk reaksiyonu göstermez. Tuhaf bir tepkisizlikle şapsal şapşal celladına bakar dururlar. Kaçmaya yeltenmek, ufak çaplı da olsa bir yaygara koparmak hiç akıllarına gelmez. Yaşama direnci, etli bedenden daha önce ele geçirilmiş, sömürgeleştirilmiştir.
Yeni nesil biraz bu et tavuklarına benziyor. Bu nesil hakkında bir şeyler söyleyebilecek durumda sayılırım. 45 yaşımdayım. 15 yaş büyüklerimle seks yaptığımı hesaba katarsak, üç farklı nesil arasında bir kıyaslama yapabilmek gibi son derece ayrıcalıklı bir noktadan konuştuğum anlaşılır.
Başlıca kategoriler şunlardır: Kulamparalar, götçü diye bilinen bir grubu oluşturur. Bunlar götseverlerdir. Evli barklı, kerli ferli adamlar... Merak ediyorum; oğlan götüne meftun bu insanların acaba kadınlarıyla ilişkisi nasıl? Mecburi hizmet gibi bir yükümlülük olmalı.
Gelelim kendi akranlarımın oluşturduğu gruba. Tahmin edebileceğiniz gibi bunlar, benim müşteri porföyümün en kalabalık dilimini teşkil ediyor. Şimdilerde de, onların ergen ve reşit çocuklarıyla sevişiyorum. Tereddütsüz söyleyebilirim; son nesil, en kötüsü. Hormonlu çocuklar bunlar. Ne sevmeyi ne sikmeyi ne vermeyi biliyorlar. Ne aşkı biliyorlar, ne paylaşmayı. Bu neslin varoşları iyidir ama. Varoşun ergenleri, bakır işler gibi sikiyor.
Kentli tayfa en kötüsü. Oysa gayet iyi besleniyorlar. Başka her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da bilimin emir ve yasaklarına imanla itaat ediyorlar. Sosyoloji, psikoloji, seksoloji hayatı doğru yaşamak için birer kullanma kılavuzu olmuş, bunlara teknik taktik ve kondüsyon öğretiyor. Rafinerilerde saflaştırılmış bir hayattır bunlarınki.  
Ben, 25 yıl önce kıskanılmak isterdim. Dayak yemek için arıza çıkarırdım. Kinim, öfkem, nefretim, bu dayağın sonunda sikilirken yatışır, tatmin bulurdu. Kıskanırdım. Kıskanılmayı isterdim. Yeterince kıskanılmadığımda, kıskandırmam gerekirdi. O dayağı yiyerek sikişirdim. Sille tokat sikişirdim. Ağlayarak boşalırdım. Partnerimin omuzlarında, hıçkırıktan boğulmuş bir halde... Bu bir başka hazdır. Mümkündür ki, BDSM, bu tarzın rafine versiyonu oluyor. Aşktan arındırılmış, kullanma kılavuzu diliyle tarif edilen, garanti belgeli versiyon.
Bugünün BDSM’si, eskiden aşkı içinde barındıran bir şeydi. Sistem, aşkın anavatanından sürülmesini icabettirdi. Cep telefonları, sanal alem ve sosyal ağlar, hep o sürgündeki devrik kıraldan öc almak için.
Evet. Beni üç nesil sikti. Kabul etmek lazım; bende de o eski performans artık yok. Ama iddiayla söyleyebilirim, bu yeni nesli cebimden çıkarırım. Ne varsa varoşlarda var. Aradığımı oralarda buluyorum. Mamaklı çocuk, bedenimi bakır işler gibi işliyor. Öyleleri sadece varoşlarda kaldı. Ben, evet; iyi nabız tutarım. Benim bildiklerimi öğrenmek için, PR şirketleri kabarık bütçeli kamuoyu araştırmaları projelendiriyor. Oysa bu mevzu, tamamen benden sorulur.

Gülşen Aksu Abesle İştigal için yazdı








...pazarcımbanasendenhoşlandımdedibendededimkiozamanneyapcazdedim banadedikiormanagidelimdedibendeolmazbenimevegidelimdedibendeolur dedigittikişimbittievezorgittimannemneoldudedikızımsananeoldudedibende birşeyyokdedimbanasensikişdinmidedibendeevetdedim...

Göt hazretlerini takdimim...

Götün, gitmek istediğin her yere senden önce gider. Aslında kimse seninle muhabbet etmez. Bütün konu götündür. Kadınlar ondan konuşur. Erkekler coşar; enginlere sığmaz taşar. Ne garip; sen kendini anlatmaya uğraşırken muhataplar, götünle muhabbeti çoktan ilerletmişlerdir. Hatta sen bile onu anlatmaya başlamışsındır. Sözgelimi işlevinin çeşitliliğinden bahsederek gayet dikkat çekici bir giriş yapmışsındır. Sonra sıra kendini anlatmaya gelir. Muhabbetin sonunda, ortamdan ayrıldığında akıllarda kalacak olan götün müdür, yoksa geri kalan kısımların mı, bilemezsin. İlk götümü takdim, sizin fikrinizdi; itiraf edin. Siz öğrettiniz. Götümü anlatarak başlamam, sizin yüzünüzdendir. Bu yüzden, götünden başlayan bir şeyim ben. Bu götün başıma ne dertler açtığı faslına gelene kadar, hikayem başlamış olmuyor.

Leşistan Muhtar Cumhuriyeti

Aklınızın homofobisiyle; transfobinizle dışladığınız yerde kırallıklar, imparatorluklar tesis ettik. Hazlarımızın özgürleşmesiyle, sisteminize bir kere daha çelme taktık. Zengin olmayı öğrettiniz bize. Kapıyı kapatmadan önce, özgürlüklerimizi de dışarıya, ötelendiğimiz yere fırlatıverdiniz. Onları da sisteminizin dışına attınız. “Leşistan” dediğiniz bu kırallığın arazisine süpürdünüz. Tozu dumana kattınız. Biz orayı özgürlükler ülkesi yapıyoruz. Mini mini komünler kuruyoruz. Sisteminizden attığınız her şey bizi biraz daha özgürleştiriyor. Kendilerini özgürleştirmiş insanlar, birbirini tanır. Mesela özgürleşmiş insanlar olarak bizim, aralarında seçim yapabileceğimiz doktor sayısı sadece 2’dir. Yazıyla iki. Ki, bunlardan birinin ihtisası kasaplık üzerine. Avukat sayısıyla ilgili seçeneklerimiz, doktor seçeneklerimizden yaklaşık yüzde 50 nispetinde fazladır. Üçlerce avukatımız var. Ayakkabıcılarımızı sayarken de hiç güçlük çekmeyiz. Çünkü bir elin iki parmağı kadarlar. Yani şahsen benim, sizinki gibi büyük dertlerim yok. Daha ucuz, daha güzel, daha sağlam alışveriş fırsatları bende tereddüt uyandırmaz.

Zaten elimizde hazır, üç adet özgürleşmiş insan var. Sisteminizden beni atarken, korktuğunuz yanlarınızı da peşimden süpürdünüz. Direnç göstermeye devam ediyor, bir can havli gösteriyorsam, korkun benden. Çünkü benimle beraber özgürlüklerinizi de sistemin dışına atmış oldunuz. Benim kıçım bundan böyle, sıcak yuvaların yıkılmasından sorumludur. Kocasını zaptedemeyen kadın için tehdit, işte bu sikişgen şeydir. Bu kıçın belasına mutlu yuvalar yıkılır. Farkına varabilseniz aslında; bu kıçın çağırdığı felaket, köleliklerinizi de kutsal yuvanızla birlikte yıkacak, yerle bir edecek. Yıkılan yuvaların dışında el değmemiş özgürlükleriniz var aslında. Yuva dediğiniz kaleye kendinizi hapsettiğinizi ne zaman göreceksiniz?

Bildiğimiz, sıradan bir göt, sizin zaaflarınız sayesinde lüks arabalar, yatlar, katlar alabiliyor. Seçkin semtlerde yaşıyoruz; aynı zaaftan sebep... Götlerimiz, bu kadar pahaya sayenizde değiyor. Onları fiyatlandırdınız. Para ettiler. Peki bizim götler böyle prim yaparken, sizinkinden ne haber? Sadece sıçar durumda: Haberleri dinlediniz.

Sisteminiz sayesinde okulda "özel” öğrencilerden oldum. Herkes beni tanır. Beni değilse bile, götümün hünerlerini mutlaka bilir. Siz tanınmak, siz şöhret için el yordamıyla basamak araştırırken, bağlarından kurtarıp özgürleştirdiğim sıradan bir göt, benim yıldızımı parlatmaya yetiyor.

En iyisi siz, kullanışlı bulmadığınız özgürlüklerinizle beni bir güzel paketleyip, sistemin dışında bir yerlere bırakıverin. Bir başıma kalayım. Özgürleşmiş bir götle nasıl kraliçe olunurmuş görün. Hepiniz kıçımı kutsayacaksınız. Bunun için aranızda yarış başlatacaksınız. Kullanmadan iade ettiğiniz özgürlüklerin paketini, sürprizi kaçmış birer hediye gibi açacağım.

"Bacasız sanayi" diye bir şey var gerçekten

Ben belki kraliçelikten yoruldum. Belki biraz dinlenmek istiyorum artık. Benim şov yaparak gezmemi siz istemiştiniz. Ben ve götüm, bir kraliçe ediyoruz. Ne garip! Götüm olmasa, kraliçe olamayacaktım. Mesela ben hiç bir yere yalnız gidemem. Birileri mutlaka sağlığımdan endişelidir. Coğrafyanın doğusuna doğru gittikçe, ben ve “heval”lerim, T.C. ile hesap görürüz. Bir avukat, hevalim olur. Çünkü benim, T.C. dinlenme tesislerine gönderilmemi istemezler. T.C., bütün hukuk sistemiyle gayrete gelmiş, adıma icra dosyaları açmıştır. Önemli oluşum oradan da belli. Bu kadar çok icra dosyası bulunan kaç kişi tanırsın heval? İcra dosyası söz konusu olduğunda ihtilafların çözümü için hevalin bir yardımı olmaz. Bu noktada meselenin halli de kıçıma düşüyor. Bir kıçın, tek başına bu kadar dosyanın altından kalkabilmesi mümkün değil. Biter Kırşehir’in gülleri biter ama T.C.’nin icra dosyaları bitmez. Dosyaların bir kısmı, doğrudan kıçımla alakalı. Sizin kıçınızın T.C.’de bir dosyası var mı mesela? Merak ediyorum; var mı?

Son zamanlarda bizim kıçı devlet de öğrendi. Hazret esasen bir işletmeymiş de haberimiz yok. Orospu taifesinin, soluklanmak istediğinde T.C.’nin en rantabl işletmelerinden birinin üzerine oturduğunu biliyor muydunuz? Küçük ve orta ölçekli işletmeler ayarından değil, holdingler basamağından vergilendirilmiş bir müesseseden bahsediyoruz. Hangi yollardan gelir elde ettiği kesin olarak bilinen yegane işletme, bizim dibimizdir. Diğerleri için saçma sepet vergiler tahakkuk ettiriliyor. Çünkü nerden gelir elde ettikleri belirsiz. Biz, kıçımızın getirdiği vergi yükünü, son derece mükellef bir şekilde yükleniriz.

Neden sadece biz, kıçımız için vergi ödemek zorundayız? Göstermelik de olsa, sizinkilerden neden bir kuruş vergi alınmıyor? Sebep şu: siz kıçınızı vidanjör olarak kullanıyorsunuz. Üzerine oturmaya yaradığını da keşfettiniz, doğru. Bunun için vergi mi tahakkuk ettirilirmiş? Bizse, kıçımızı durduramıyoruz. Bizden ayrı bir tüzel kişilik kazandılar. Hükmî şahsiyet halinde gezmekteler...

Ganimet – Buse

Yazıyı, orijinal el yazmasından okumak için tıklayın.

Eylem Günlüğü