Şirinlik muskası...

- ibne kocaları hakkında hiç bir şey konuşmak istemiyorum. hele şehir dışından, ayda bir gelip, üç ayda bir gelip...

- "kızım sen anla" mıydı bu?

- yok, yok. ona söylüyoruz. en azından onunla konuşmamız; "ayyyyy! enişteye çok üzüldüüüm. çik iyi gidiyirdi ilişkiniz kizzzzzz!"... en azından yüzüne söylüyoruz, kabul ediyor. sıkıntı, "evet öyle ama..." aşamasını geçmekte. öbürlerine böyle yapamazsın. "kız n'oooldu kız? nazar mı değdi, kııızzzzz!" yemin ediyorum, lubunyayla hocaya gittik. hoca okuyacak, büyü yapacak. seansın sonlarına doğru hoca, lubunyanın top olduğunu anladı. daha doğrusu olayımızın gizlenecek tarafı kalmadı. halbuki ise beni sokmamışlardı içeriye... hah, hatırladım yerin adını, kırşehir... kırşehir'e hocaya gittik. hoca bunlardan isimlerini istiyor. bakmış, birinin adı hilmi, ötekinin necati... "okumam" demiş. çünkü büyünün tutabilmesi için, duanın orijinal isimleriyle okunması gerekiyor. yoksa, çocuktan her şey alındı. saç kılı, kulak kiri...

- bu, allah'ın sabıka kaydı istemesi gibi bir şey yani...

- büyücü, iki erkek ismine okumazmış. delikanlı hoca... hocaya dedim, "keşke yalan söyleseydin." "olmaaaaz" diyor. en son suriye'den bir büyü yaptırdıydık. onunki tutmaya çok yaklaşmıştı. bir de çorum alaca'ya gittim, büyücü için.

- ben hiç prim vermem böyle şeylere...

- hem vallahi, hem billahi, antepli travestilerin işi hep büyüydü. tutak diye bir hoca var; tatak, pardon... tatak diye bir adam yaşadı mı, yaşamadı mı... antep'te tatak'ı arıyoruz. tatak'ın adresini handan'la nihal vermedi bize. handan da nasıl para kazanıyor ama... tatak'ı handan bulmuş, biz bulamamışız. tatak da şeyde yaşıyormuş... hmmmm... suriye'de yaşıyormuş. tatak'ı bulamadık ama yerine iyi bir hoca bulduk.

- sonra paranın amına kodunuz...

- hmmm. şeydeki hoca, bana da yaptı. amınakodumun bebesi... mersin'dek hoca... bak bu hikayelerin bazılarına yalan karışmış olabilir ama yemin ediyorum yusuf, bu mersin'dekinde yalan yok. yemin ediyorum. adam geldi, bir tane pentegram çizdi böyle. isimleri yazdı işaretin köşegenlik yerlerine filan... hoca beni beğendi. bu siken hocaydı. alevi hocalar çok iyiymiş yusuf, bu konuda.

- hoca sikti mi seni sonra?

- hoca beni sikti, büyü karşılığı.

- büyü masraflarını böyle ödediniz. peki, büyüden sonuç aldınız mı?

- valla, diğer kızlar aldı ama ben büyü tutsun diye yapılmış kağıdı şey yapıp... katlanmıştı da, doğru büküp iyi kullanamadım.

- nasıl kullanılması gerekiyormuş ki onun?

- bel üstünden yüksekte filan tutulacaktı işte. boyna takılabilir mesela. oraya kadar gelemedi benimki.

- peki bu büyü başarılı olsaydı, siz ne elde edecektiniz? tam anlayamadım...

- şirinlik muskasıydı o, yusuf. şirinlik muskası diye bir şey hiç duymuş muydun?

- şirinlik muskası diye bizde çok tatlı yeni doğmuş bebişlere denir.

- yok yusuf. şirinlik muskası diye bir muska var. onu taktığın zaman, karşı taraf senden hoşlanıyor. heeeerrrrkes seni çok beğeniyor. şirin görünüyorsun herkese...

- senin muskanın büyüsünün tutmadığını nereden çıkarıyorsun peki?

- ay yusuf, benim için gidilmemişti ki. kızlar şirinliklerini yetersiz buluyormuş. bunun için gidip hoca aradığım filan yok. kızlar buldu. birimizi sikecek hoca. hoca, beni beğendi amınakodumun oğlu. götveren ben olduğum için... biraz da para verdik. ben para vermedim. e, madem yapılıyor, götümle de olsa büyünün finansmanına  katkıda bulunduğuma göre, dedim, bir tane de bana yap dedim yani, elin değmişken. işte hepimiz şirin olduk, şirin şirin gezdik... evimiz şipşirindi...

- bence adamın büyüsünü küçümsemişsin. bak sendeki şu şirinliğe...

- valla, ben yediğim yarağı hatırlıyorum, o büyü hikayesinden...

Snuff


- şu ayrancı'da, emniyetin altında bir arkadaşım var. ayak seviyor sadece. sadece ayak koklamayı seviyor. piyano çalan... daha doğrusu kilise orgu çalabilen tek arkadaşım. mesela senin hiç kilise orgu çalan bir arkadaşın var mı?

- yok.

- ben bu yüzden çok şanslıyım.

- kesinlikle. benim ney üfleyen arkadaşım da hiç olmadı.

- bu kilise orgu çalabilen bir arkadaş ve şey... sadece ayağa takıntılı. bedenin ayak kısmında kalmış. ve kokan ayak... erkek ayağı. babası böyle eşraf filan sayılabilir yani. beyaz türkün en açık renklisi... muhitleri, eğitimleri filan... hani hiç bir bok olamayacağı anlaşılmış olmalı ki, konservatuara verilmiş çocuk. erdoğan hükümeti, kilise orgu çalan bir kadını tutmadı tabi. her şeyi faul. neydi onun ismi, hah, opera ve bale'de çalışıyordu. onu işten attı. yetmiyormuş gibi, bir gün evlerinde objelerin hareket etmeye başladığını görmüş annesiyle birlikte.

- ikisi birden görmüşler?...

- evet. bütün ev halkı görüyor. objeler hareket ediyor. yürüyorlar, bunları tokatlıyorlar filan. bunlar durduramıyorlar objeleri. eskiden ateist bir  çocuktu bunu söyleyen.

- bu extacy kafası da olabilir.

- annesinin extacy kullandığını düşünmüyorum. çocuğun zaten extacy almasına gerek yok. hep o kafayı yaşayan bir çocuk.

- extacy bağımlılarının hap bulamadıklarında gördükleri türden bir halüsinasyon olabilir.  bi' filmde görmüştüm...

- ya da gerçekten olmuştur. niye çocuğun beyanını esas almıyoruz ki? neyse. burasını çok sorgulamıyorum. bunlar o koskoca coğrafyada sanki islamı bulamamışlar gibi, bu başlarından gelen şeye karşı nasıl vaziyet alacaklarına karar verebilmek için tutup kendilerini islam'a adamışlar. sonra bir şeyler okuyunca, o objeler durmuş. annesi kur'an okuyor. bu da şimdi namaz kılıyor, oruç tutuyor. ama oruçlu olduğu bir gün, oruçluyken fuhuş yapamıyorsun ya; o kendisi için başka bir açıklama getirdi. "ya bir ayak orucu bozmaz ki" dedi bana tamam mı? "senin cinsel faaliyet dendiğinde anladığın başka bir şey yok ki" dedim. hani domalmış bir göt, erekte olmuş bir yarak, yani ne bileyim, 90 - 60 - 90 bedeninde bir kadın, arnold schwarzenegger'e benzer bir erkek... hiç birisi seni çekmiyor. ayakta kalmışın. şimdi bu kadar güdük bir haz alanını, günaha da bağışık hale getiriyorsun, he?

"sizinkiyle durumum farklı ama" diyor. ayağı koklarken ama huhhhh, huhhhh filan oluyor. anladın mı?

Terazi ve ağırlıklar (3)





...aslında kadınlar da erkeklerden hoşlanırken bu kadar çok korkuyorlar bence. evet yani, polisin bana yaptığıyla erkeklerin kadınlara yaptığı arasında çok da büyük fark yok. anlatılanlar da düşünülürse... "adam şeker gibiydi. eve geldik, aman allahım, bir canavar çıktı" filan hikayeleri... geçenlerde facebook'ta bir hikaye gördüm.

(onu içersen, bunu sana nasıl vereceğimi anlayamam. sanki bunu benim içmem gerekiyormuş gibi oluyor o zaman. bunu söndürelim. kalmamış zaten...)

böyle bir hikayeydi mesela...  Bu kadar şey... tabi ki, benim en sakladığım şeyi ortaya çıkartacak. bende varmış ki çıkıyor yani bi' de... polisten aşırı haz alıyorum. çok korkarak haz alıyorum. geçen bir sokak çocuğunda da gördüm. kızları doğramış çocuk. kızlar da onu doğramış filan. neyse benim eve indiler. her yer kan revan... işte ben "nasıl oldu?..." aslında şu an o kızdan şikayetçiyim. o dayak yiyen kızdan. dayak yemekten kurtulmak için... kız estetikli, güzel bir çocuk şuana diye. bilmem ne efendi tarikatından gelme. cübbeli filan. o kızı da o yüzden severim. cd bir kadın. cd'liğinin son dönemine kadar, yani kadın görünüşüne geçene kadar cübbe giyip gidip kur'an falan okuyordu. gelip akşam travesti oluyor. ve bu tek beden iki karakter onu çok zorluyordu. bunu bana anlattı. hatta beni bir kere, cübbeli ahmet hoca...

- ha!... bildiğimiz şu meşhur adam?...

- muhtemelen o. onun bana şeylerini gösterdi youtube'dan... ay yusuf, çok eğlenceli ve çok çekici böyle...

- evet. ayni kanaatteyim.

- o da beni içine aldı. "bak senin içinde iman varmış" diyerek. gerçi ben... manyak, her şeye nasıl dahil olmam ben. bu kadar çekici erkekler ve şey... yusuf inanılmaz bir kalabalık ve senkronize hareketler yapıyorlar. ağızları kıllı yığınla adam, coşuyor, terliyor ve hırlıyor. bu seni nasıl çekmez ya? bu bir salağı da çeker hani. bundan etkilenmeyen insan, ruhsuz. ha, belki genç nesli çekmeyebilir hani. o zaten hırlamalarla verilen ritmik tını seni şey yapıyor hani. aşina olduğun bir ritm. ben bu camideki şeyler... şimdi kocatepe'de oturduğum için onu çok daha iyi duyuyorum.

- kalp kasılmalarının ritmini taklit ediyormuş o ses.

- bana çok çekici geliyor. bir tarikat geçmişim yok. bir kere bir trans kadınla transa geçmiştik. ahmet özhan'ın... ayran içmiştik yusuf. ayran, bir yere bağlanıyorsun ve çay içiyorsun. çay içip ayran patlatıyorsun. ağzın dağılıyor, kopuyor. ama gene bir haz ve ruh var. dört saat trt'de ahmet özhan izlemişiz. dört saat!... mesela trt1'de başlayan ahmet özhan, bir süre sonra trt2'ye geçiyor. hatırlamıyorum ama hani... işte trtgap'a geçiyor filan... aynı konu orada devam ediyor. oradan bir şey yakaladık. en son kadınla zikir çektiğimi farkettim. zikir çektik! o da bir yerden gelme. öyle bir tarikatten gelme. tarikat terbiyesi almış insanlar aslında beni çekiyor. yalan yok. yani aslında bunu ben, sonradan öğreniyorum. hayatımda tarikat terbiyesi almış travesti insanları görüyorum. belki okulda buna çok fırsatım olmayacaktı. bir tarikat müridi arkadaşım olmayacaktı ama... transların dini geçmişleri çok mükemmel. çünkü aslında o ibnelik, o farklılık, o çaresizlik, tanrı aratan bir şey hani. birisiyle hesaplaşman gerekiyor ya... yani tanrıyı ben de aradım bir dönem çok fazla. tamamen boş sayılmam bu konuda.

- eee? şimdi telefonu var mı sende?

- yok abi. çok geçmedi madileştik.

anlatıyorum işte. bu dönemim çok uzun sürmedi. hatta şunu çok iyi hatırlıyorum. bizim somyamız vardı böyle kırlentleri olan. garip ama karşısında da kanepe var. somyada yatmak daha kolay aslında ama neden bilmiyorum, herhalde kanepe güneşte kalıyor diye. mekan burası. kendimle hesaplaştığımı görüyorum. çok bunaltmıştı beni annemler. aile... bütün her şey... etrafımda allahını keşfeden, bunun içinde baygın baygın gözlerle bakıp huşulara dalan bir insan seli var. ve sen de arıyorsun, onların bulduğu huşuyu tatmak için. hani anladın mı? ve yok bir işaret hani. ben çok rica ettim. lütfen dedim. bunu çok iyi hatırlıyorum. çok böyle gençlik, ergenlik dönemleri...

- benim bir arkadaşım var, solcuyken bir gece aniden müslüman oldu filan. benzer hikayeler anlatıyor sanki?...

- evet, evet. rica ettim tanrıdan. lütfen varsan... ya, koskoca tanrısın. şu somyanın altında önünü örten fırfırlı bir eteği var. bilirsin. belki anlatabiliyorumdur. o kırlentin devamı olan, aynı kumaştan olan bir şey. onu kımıldatmasını çok istedim. yani neden oraya yoğunlaştığımı hiç hatırlamıyorum. onu kımıldatamadı. ya da beni istemedi. benim bu kadar haykırışımı, yalvarışımı görmedi; demek ki görmeyecek hani bundan sonrasında da... o hesabı öyle kapattım. o hesapla vaktinde uğraşmışım ki, kırklı ellili yaşlarda bu hikayeleri dinliyorum.

Kürdün “ibne”yle imtihanı

LGBT’ler Kürt hareketine bakınca ne görüyor?*
Kürt siyasal hareketinin temel motivasyonlarını besleyen “ayrımcılık”, “inkar” ve “yok sayma” gibi mücadele alanları, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim toplulukları için de  başlıca mücadele gerekçeleri arasında sayılmıştır. Mücadele gündemleri arasındaki birbirinin yankısı gibi görünen bu benzerliğe karşın, aralarındaki ittifak ihtimallerinin iki tarafa da heyecanlı duygular ilham ettiğini peşinen söylemek zor. HDP’nin geniş tabanlı bir kitle projesi olarak ortaya çıkmasından sonra, LGBT’lerin örgütlü kurumsal siyasete dahil olmak için yeni bir istek duyup duymadıkları meraka değer bir soru haline geldi. LGBT toplulukları içinde kanaat önderi sayılan isimlerle konuşarak, konunun nasıl bir psikolojik iklim içinde değerlendirildiğini anlamaya çalıştık.
Söyleşilerin ilkini, Ganimet’le gerçekleştirdik. Buse Kılıçkaya ile yaptığımız görüşme, bu soruşturma zincirinin ikinci halkasını oluşturacak. Henüz yapılmamış olanlarla birlikte, soruşturma maratonunun tamamlanmasından sonra LGBT’lerle Kürt siyasal hareketi arasındaki ilişkilerin nasıl bir hukuka oturtulması gerektiğine dair dikkate değer bir kanaatin ortaya çıkacağını umuyoruz.
Ganimet’e yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:

Gani: “Kürt hareketi ziyadesiyle erkek”

Türkiye’de trans hareketinin seyri hangi aşamalardan geçti?

Dünyada gelişen eşcinsel hareket, Türkiye’ye Özal’lı dönemlerde sirayet edebildi. Özellikle transların mağduriyeti ve öldürülmesi üzerinden bir mücadele mecraı edinildi. Gey, yani eşcinsel erkek hareketi, LGBT parantezindeki bütün yönelim ve kimlikler için alan açan bir öncülük misyonu üstlendi. Zamanla eşcinsel erkek hareketinin hedefleri ve mevzileriyle, diğer cinsiyet kimliklerinin ve yönelimlerininki arasındaki paralellik silinmeye başladı. Hak ihlalleri mesela, münhasıran transları ilgilendiren bir konu haline geldi. Trans hak ihlallerine karşı kurulan örgütler, zaman içinde kökleşmeye ve kurumsallaşmaya başladı. Pembe Hayat, kurulalı 9 yıl kadar oldu. Ondan önce de KAOS-GL içinde, rüşeym halinde bir trans hareketinin varlığından söz edilebilir. Ama içinde yer aldıkları yapı, transların özgün mücadele performanslarını açığa çıkarmaya müsait değildi. Pembe Hayat’ı transların kendi özgün örgütlenme potansiyellerini keşfetmesini işaretleyen bir kilometre taşı olarak görmek lazım.
Transların örgütlü biçimde alana çıkması, toplumdaki değişik muhalefet gruplarının ve özellikle kadın hareketinin daha önce göremediği muhalefet alanlarının farkedilmesini sağladı. İnsanlar, toplumsal muhalefet alanının bu tuhaf görünüşlü yeni aktörlerine nasıl muamele etmek gerektiğine karar veremedi. Feministler, trans hareketini kavrayamadığı gibi, transları sistemin verili yargılarını taklit ederek “dönüşmüş olanlar”, “dönüşmemiş olanlar” ve “yarı dönüşmüş olanlar” gibi bir gruplandırmanın içine yerleştirip, kadın hareketine nispetini tayin etmeye kendilerini yetkili saydı. Feminist kadın hareketinin içine kabul edilme krizi, trans hareketinin en büyük hayal kırıklığıdır. Kadın değil, ibne olduğumuz söyleniyordu. Transların alanlarda, feministlerle birlikte yürümesi, başlıca ideolojik tartışma konusu haline gelmişti.

Tokat yedik ve kendimize geldik

Bu reaksiyonun, bilhassa trans kadın hareketine sağaltıcı bir tokat attığı da söylenebilir. Translar, feministlerin onlara izafe ettiği “ibne” kimliğini canı gönülden sahiplendiler. Kadın olmanın, “kadınım” demekten başka bir şarta bağlı olmaması gerektiğini ısrarla ve dirençle haykırdılar. Buradaki tartışmada, transların argümanı özetle, kimin kadın olduğunu tayin etmek için kendilerinin feministlerden daha temelli tecrübe biriktirdiğiydi. Feministler kadınlıklarının doğuştan geldiğini ve ona yeni hiçbir formasyon ilave etmeleri gerekmeyecek biçimde elde ettiklerini düşünürken, trans kadınlar da elbette kadın olarak doğduklarını savunmaktan vazgeçmediler.  Ama bir trans için öyle doğmuş olmak, kadınlığını ispatlaması gereğini ortadan kaldırmaz. Trans bu sınavı, kadınlığını inşa ederek verir. Bu imtihanda sorular, biyolojik kadınların muaf tutulduğu yerlerden geliyor. Translar buna, “iki kere kadın olmak” diyor. Buradan hareketle mesela, benzer bir imtihandan geçmedikleri için feministlerin kadın olup olmadığı bile tartışmaya açılabiliyor.
Etnik kimlik, din, aile, toplumsal statü ve bütün diğer hayati müktesebatla birlikte kadın olmak uğruna feda edilen şeyler bu zorlu imtihanın parçalarını oluşturuyor. Ben, sadece var bulunuşum dolayısıyla bile kadınlık idealine bir feministten daha fazla hizmet ediyorum. Sen oysa, sadece biyolojik bir sonuç dolayısıyla kadın olarak tasnif ediliyorsun. Kadınlık idealleriyle imtihan edilmen gerekmiyor. Kadın hareketinin politikasına mezun olup olmadığın sorgulanmış bile değil. İnşa ettikleri cinsiyet kimliği dolayısıyla translar, bu tezleri kullanışlı birer argüman halinde kadınlara karşı öne sürebiliyor.
“İbnelik” barajı, transların kadın hareketinin içinde yer almasına engel oluşturduğundan, seks işçiliği ve başka gündem konularını feministlerle tartışma fırsatları da geri kazanılamaz biçimde heba oldu. Feministler, seks işçiliği konusunda hala “kadın bedeninin sömürüsü” türünden argümanlar üreterek imanlarını sağlamlaştırıyor. Bu coğrafyada kadın bedeni nerede sömürülmüyor ki? Seks işçisi olarak bizim iddiamız, özelleştirilmiş, hamiline yazılı bir senet haline getirilmiş vajinanın kamusallaştırılması gerektiğidir. Vajinayı kamusal ilgiye açarken, bir yandan da özgürleştiriyoruz. Erkek tahakkümünden çıkartıp, egemeni olduğumuz bir şey haline getiriyoruz. Feminist hareket bunu anlayamadı.
Son otuz yılda öldürülen kadınların yüzde 80’i, kocalarının kurbanı olmuş. Aynı istatistik, trans ölümlerinde de doğrulanıyor. Aslında şiddet aynı yerden geliyor. Aynı şekillerde ölüyoruz. Bir tek bu paralellik bile bizi yan yana getirmeye yeterli olmalı. Bu mümkün olamadı çünkü kadın hareketi buna hazır değil. Kadın hareketinin kendisininkinden başka vajina görmeye tahammülü yok. Çünkü kadın hareketi, kendi vajinasını sevmeyi bilmiyor. Onu, erkeğin vajinayı sevmesi gibi seviyor.
Tam olarak ayrışma noktaları neler? Birlikte yürüyemeyişinizin bariz sebepleri ne?
Fuhuş ve seks işçiliği önemli bir ayrışma noktası olarak işaretlenebilir. Ben Türkiye’deki feminist hareketin beyaz bir karaktere sahip olduğunun gösterilebileceğini düşünüyorum. Kürt kadını da devreye girdi ve kadın hareketinin vurgusunu değiştirdi ama bu hareketin içinde hala bir orospu yok. Orospuluk münhasıran bir kadın iştigal alanıdır oysa. Bunların içinde köy kadını da yok. Bu ikisi kadınlığın temel tanımlayıcı öğeleri. Kadın hareketi, kadını, onu tanımlayan parçalarından soyarak kendini oluşturmaya çalışıyor. Dolayısıyla “kadın”, hareketin içinde olmayan asıl şey bir bakıma. Beyaz, üniversite mezunu, yabancı dil bilen bir topluluk, kadının sözünü kurma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Bu şekilde tarif edişim, evet, hiç hoş değil. Feminist bir kadın olarak bunları söylüyor olmaktan memnun değilim ama feminist hareket maalesef böyle. İçinde kadını da barındırmıyor. Kadınlık halleri refüze konusu ediliyor. Hareket, sadece kendini kurtarabilmiş kadını barındırıyor. Bu hareketin entelektüel zihin jimnastiği seansları dışında kendini ortaya koyabilmesi mümkün değil. Durum, bana böyle görünüyor.

Translar etnik kimliksiz

Kimlik mücadelesi yapıyor olmaları dolayısıyla trans hareketiyle Kürt özgürlük hareketi arasında kendiliğinden bir ittifak bulunduğu düşünülebilir mi?
Kürt hareketinin legal partileri LGBT’leri kucakladığını söylemeye bayılıyor ama trans hareketinin Kürt veya başka etnik kimlikleri barındırdığını düşünmek zor. Kürt hareketinden gelen motifleri LGBT’ye yedirmekte de zorluk var. Çünkü Kürt hareketi ziyadesiyle erkek bir hareket. Gerilla coşkusu filan devrede ayrıca. LGBT hareketininse bir orospu tandansı vardır. Tamamen zıt. Bir Kürdün dönme olmaya karar vermesi, iki kere dönmek gibidir. Başka bir erkeği daha öldürüyorsun. Kendiliğinden bir ittifak düşünülemez, çünkü etnik kimlik, transların dışlanma gerekçeleri arasında yer almamıştır. Cinsel kimlik ve cinsiyet yönelimi üzerinden başka bir nefret söz konusu. Translara yönelmiş nefret, etnik kimlik gibi detayları dikkate almıyor. Etnik kimliği dikkate almadığı gibi, din ve millet gibi üst kimlikleri de dikkate almıyor. Mesela, Kürt olması, bir transın öldürülmesine sebep teşkil etmez. Tersine, transfobinin, translar dışında kalan bütün üst ve alt kimlikleri bir ittifakın tarafları halinde buluşturan başka kaynakları var. Denebilir ki translar, etnik kimliksizdir. Çünkü hiçbir millet, translar kadar aşağılık bir yerde konumlandırılmayı kabullenmez. Trans kimliği, hiçbir etnik grup için gurur vesilesi olmamıştır. Hiçbir Türk, ibne veya dönme olmayacağı gibi, hiçbir Kürt de ibne ya da dönme değildir. Onların içinden çıkmaz böyle şeyler. Askerle gurur duyulur, gerillayla gurur duyulur, başka bir sürü ıvır zıvırla gurur duyulur ama dönme olmakla gurur duyulmaz. Trans hareketi bir leş hareketi olduğu için, ona gurur duymaya vesile bir paye yakıştırılmamıştır. Leşlerin arasında etnik kimliğe bakılmaz. Pavyonlarda Kürt yoktur mesela. Beri tarafta, Kürtlük de transların en kolay vazgeçtikleri kimliktir. Pop sanatçılarının tarzlarını taklit ediyorsun, onlar gibi giyiniyorsun, bütün bunların üstüne kara Ortadoğulu yaftasını mı yakıştırırsın? İstanbul’da Kürt kökenli transların öncülük ettiği bir güzellik yarışması yapıldı mesela. Hem de, Diyarbakır’da bir güzellik yarışması düzenlenmesi girişiminin engellenmesinden hemen sonra. Verili güzellik algısıyla dalga geçme fırsatı olarak düşündüğümüz için önce biz de destekledik bu fikri. Mizah vurgulu bir girişim diye düşünmüştük. Ameliyatsız olanların, sakallı ve şişman olanların başvuruları reddedildi. Kürt kökenli translar yaptı bunu. Biz de organizasyonu boykot ettik doğal olarak.

Tüzüğünüzde varız, büzüğünüzde yokuz.

Kürt parlamenter siyasetinde bir LGBT açılımı var ama…
Doğrusu, sanırım HADEP döneminden başlayarak tüzükte, LGBT’lerin tanındığına dair bir ibare konmuş olması dışında herhangi bir sonuca yol açmadı bu açılım. Tüzük değişikliğiyle Kürt partileri ibneleri içine almış oldu. Peki hani neredeler? İbne olmadığı gibi dönme filan da yok. Tüzüğünüzde varız ama büzüğünüzde yokuz. Yokuz, çünkü halk henüz buna hazır değil. Halk beni sikmeye hazırken sorun yok. Katletmeye hazırken de sorun yok. Aynı halk, dillere destan sanat güneşlerimize bayılırken de hazırlıksız yakalanmıyor. Halk bana ne zaman hazır olacak? Diyarbakır’da 13-15 yaşındaki çocukların cinsel yönelimleri yüzünden dövülmesinin de gerekçesi bu. Halk hazır olmadığı için toplantılarda seks işçiliğinden bahsedilmesi sansürleniyor. Yani en azından çocuklara prezervatif kullanmaları gerektiğini söyleyin. Bir kere buradan başlayın. Kürdistan, bu çatır çatır kanayan sorunu konuşmuyor, konuşmaya niyetleneni de susturuyor. “Seks işçiliği yapma” demek, ayrı bir zulüm. Tüzükte böyle bir ibarenin yer alıyor olması iki kere kötü. Hiç olmaması tercih edilir. Yani tüzüğe almak kalleşçe oluyor biraz. Kalleşçe kelimesini kullanmak istemiyorum ama sen tüzüğünde LGBT’leri anarak benim için tek seçenek haline geliyorsun. Ben BDP’li veya HDP’li olmayışımı izah etmekte zorlanacağım. Bu ikiyüzlülüğün kendisidir aslında. Keşke beni tüzüğüne filan almasan. Senin karşında söyleyecek sözüm olurdu. “Tüzüğümde varsın” demek, görmemenin en görünür hali.
Yani tüzükteki ibareyi referans göstererek kendine herhangi bir alan açamıyorsun, bunu bir hareket alanı edinmek için kullanamıyorsun, öyle mi? Pratikte karşılığı olmayan bir şey midir?
Pratikte bir karşılığa dönüşmüyor evet. Pratikte bir şeye dönüşmesi için zorlayanlardan biriyim ben. Kürt hareketini de zorluyorum, şu hareketi de, bu hareketi de. Zorladığımda, “Kürt halkı henüz buna hazır değil” diyor. Kürt beni sikiyor. Kürt mafya beni satıyor. “Ey Kürt halkı, ben bir dönmeyim ve Diyarbakır’a geldim” desem, ilan etsem, Diyarbakır’ın hepsi beni sikmek için sıraya girer. Erkeğin bu kadar canavarlaştığı bir yerde sen, Kürt halkının hazır olmadığından dem vuruyorsun. O Kürt halkı, beni öldürmeye gayet hazır. Ayrıca ayrımcılığa uğramak filan konularında benzer tecrübelerden geçtiğimizi söylüyoruz. Kürtler sokakta translar gibidir. Hayatta kalmanın ilmini kapıverir. Kürt halkı henüz hazır değilmiş… Bekleyelim hazırlansın o zaman. Kürt hareketi beni ne zaman kadın kabul edecek. Bunlar muallakta olan şeyler. Herkesin, “Buraları hızlı hızlı geçelim” dediği şeyler. İran’ın resmi tutumu, çok daha dürüst. İran’da ibne yok mesela. Ya kadınsındır ya da değilsin. Bence çok şereflice. İran en azından gerçek yüzünü gizlemiyor. Seni teşhis etmekten kaçınmıyor. Sen beni tanımlayamıyorsun bile. Kürt siyasal hareketi özgürlükçü bir hareket değil mi? Herkese, istediği özgürlükler vaat edilmiyor mu? Sen bu projeye, eşcinsel hareketi dahil edebilirsin. “Halk hazır değil” diye başlatılan bir cümle, bende Kürt fobisinden başka bir şey uyandırmıyor. Kürtler için ilk feda edilecek şey olduğumu düşünüyorum. Ortadoğu’nun göbeğinden, bütün dünyaya dalga dalga yayılabilirdi bu hareket. Halka, eşcinsel hareket yerine, hazır olduğu şey yeniden propaganda ediliyor, Kürt hareketi İslam ümmetçiliğini bir kez daha keşfediyor gibi görünüyor bana. Kürt hareketi… Var mıyız, yok muyuz, neredeyiz? Yerimizi gösterin bize. Bizi bir yere oturtmadan yarımsın. Hareketin tamamlanamamış. Ben yoksam sen yarımsın, tamamlanmamışsın demektir.

Enfeksiyondan korkuluyor

Bu bir ikiyüzlülükse şayet, hangi niyet gizlenmeye çalışılıyor olabilir?
Gizlenen, ibnelerin güllük gülistanlık partilerine virüs bulaştırması korkusudur. Bunun yersiz bir korku olmadığını ben şahsen doğrulayabilirim. AKP’de, ibnelerin ve dönmelerin parti genel merkezinde ayak altında dolaşması nasıl bir rahatsızlığa yol açacaksa, HDP’deki rahatsızlık da bunun aynısıdır. Buna biz kısaca fobi diyoruz. İbneliğin bir hastalık olduğunu kabul edemem ama bulaşıcı olduğu kesindir. Virüs gibi sirayet ederler. LGBT’ler, sadece HDP içinde değil, olabiliyorsa AKP içinde de olmalı. Hatta Ülkücü hareket içinde olmalı. O zaman Ülkücü hareket kesinlikle bugünkünden farklı bir şeye dönüşecek. Birkaç ay önce, Trans ve Gay Onur Yürüyüşleri dolayısıyla Ramazan fiilen bir hafta geç başlatıldı, farkettiniz mi? Ezan seslerinin yankılandığı Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, ibneler tarafından işgal edilmişti. Dans ederek festival kutluyorlardı. Müslüman ümmetini bu virüs salgınından korumak gerekiyordu ve Ramazan geciktirildi. Bence HDP’de de korkulan budur. Bu nevazil karakterli salgın Kürtlerin de ağzına sıçar, Türklerin de. Türkleri de başka bir yere getirir, Kürtleri de. Her şeyin ağzına sıçar. “Namus neymiş ayol!” diye bas bas bağırır; üzerine titrediğiniz erdemlerin hepsini ayaklarının altına alıp çiğner. 
Kürt translar, diğerlerinin içinde anonim kimliklerle mi yer alıyor?
Hayır. Etnik kimliksiz olmalarına rağmen Türkiye’deki Kürt transseksüellerin, bu kimlikle teşhis edilebilecekleri alanlar da var. Translarla Kürt kimliği arasında bir ilinti arayacaksak eğer, mafya halinde örgütlenmekte gösterdikleri beceriyi anmak gerekir. Seks işçiliği piyasasının rekabet koşullarına özgüdür bu oluşumlar. Kürtler sanırım, pek itibarlı kabul edilmeyen başka iş sahalarında da benzer şekillerde bir örgütlü hareket etme refleksi ortaya koyuyor. Dil ve kültür ortaklıklarının bu oluşumların ortaya çıkışında rol oynadığı düşünülebilir. Ama seks işçiliği alanındaki Kürt paydalı oluşumların, diğer iş alanlarından farklı olarak Kürt kadının ayırt edici karakteristik özelliklerini yeniden ürettiğini görebiliyoruz. Translık ayrıca, Kürtlüğün tasfiyesi anlamına da geldiğinden, paradoksal biçimde Kürtlerin itinayla dışında tutulduğu alanlara giriş müsaadesi sağlar. Translarla Kürtlük arasındaki ilintilere eğilirken, bu noktayı da belirtmek gerekiyor. Bu biraz, işgal kuvvetlerinin, fahişeleri direnişçilerle aynı kefeye koymaması gibi bir durum. Translar adına bu kazanımı küçümsememek gerekir. Buradan giderek, toplumun orta ve üst tabakalarına sızma imkanları yakalayabiliyorlar. Hatta genel olarak transların ama bilhassa Kürt transların hayatta kalabilmeleri, bu imkânları en iyi şekilde değerlendirip, nezih semtlere kapağı atabilmelerine bağlı gibidir. 
Türkiye’de Kürt olmak, bilindiği gibi, ikinci sınıf görülmekten kaynaklanan bir etnik kimlik krizine yol açıyor. Bizim trans kimliğini taşırken hareket ettiğimiz yer, en dipteki bir nokta olduğundan, daha kötüsü olamayacak bir aşağılanmayla yaftalandığımız için, kimlik meselemiz daha geriye götürülemez durumdadır. 

Beş yıl önce bu vakitler…

Kürdistan’da görünür olmak, daha fazla risk almak anlamına gelmiyor mu?
Görünür olmak zaten problem. Kürdistan bu riske büyüteç tutuyor. Kürdistan’a gittiğim ilk seferinde, trans olarak ortalıklarda gezemeyeceğimi, öldürüleceğimi söyleyerek beni uyardılar. Ama beni Ankara’da da öldürüyorlar. Mümkün ve muhtemeldir, evet, Kürdistan’da da öldürürler. Otelden çıkmamam tembih edildi. Kürdistan da benim ülkem ve kendi ülkemi bir turist olarak bile gezemiyorum. Deseydiler ki, “Türk olduğun için risk var, seni öldürürler”; ağrıma gitmeyecek. Hak ediyor bile olabilirim. Ama beni korumaya çalıştıkları tehlike, Türk oluşumdan kaynaklanıyor değil. Diyarbakır’da bana saldırsalar, Türk olduğum için değil, trans olduğum saldıracaklar. Saldırgan, hangi etnik kimliğe mensup olduğumu merak bile etmeyecek.
Kürdistan’da trans görünürlüğü konusunda çarpıcı bir gözlem aktarabilecek durumda sayılırım. Bundan beş yıl kadar önce gittiğim Newroz kutlamaları sırasında alanda müthiş bir coşku vardı ve hiçbir endişe duymadan aynı coşkuya sınırsız biçimde katıldık. İnsanlar bizimle konuşmak ve resim çektirmek için sıraya girdiler. Sanırım bizi bir şeye benzetemiyorlardı. Translığımızı anlayamamışlardı. Diyarbakır’daki son Newroz kutlamalarında da bir grup arkadaşımla birlikte aynı alanda bulundum. Linç edilmekten kıl payı kurtulduk. Bu iki tavır arasındaki kontrast müthiştir. İlkinde, götünü bile açmış olsan, kimse tahrik olmazdı. Herkesin bir politik duruşu ve o duruşu sergilemekle ilgili açlığı vardı. Son gittiğimde gördüm ki, o açlık tatmin edilmiş. Kürtçe şarkılar üzerindeki yasak kalkmış, Newroz’u bildiğimiz karnaval ölçülerine yerleştirmişler. Patlayan çocuklar vardı mesela.
Bu farkı neye yormak lazım?
Aslında inancını yitirmiş orası bence. Bu iki ziyaret arasında geçen kısa süre içinde, Diyarbakır’daki ibne popülasyonunda tam bir patlama yaşandı. Biz, müstakbel ibnelerin ve dönmelerin Bülent Ersoy’ları, Zeki Müren’leri olduk. Bizi gördüler ve dönmek için cesaret buldular. Bugün Surdibi’nde çocuklar 5 lira karşılığında kendilerini siktiriyorlar. Canlarının acıyacağını bilerek siktiriyor. Niye biliyor musun? Kadın olmak için. Çok basit. Yani çocuklar başka bir yol olmadığını gördüler. Kadın olmanın yollarını öğrendiler. Tek çarenin bu olduğunu biliyorlar. Kimse onları kadın yapmaz. Kendileri bir yol bulmak zorunda. Diyarbakır’ın yağız delikanlıları gibi değiller. Yumuşacıklar. Elbette nefrete hedef olmayı da tecrübe ettiler. Öldürülmeyi göze alıyorlar. Öldürülmeyi göze alacak kadar gözü kara bir kararlılık varsa, sorun sende olabilir. Sorun Kürdistan’da, Türkiye’de olabilir. Çocuklar, oralarda yaşadıklarını anlattığında tüylerim ürperdi. Diyarbakır’da hiç ibne yokken, biz problem yaşamıyorduk. İbneler ortaya çıktı ve homofobiyi çağırdı. Biz linç edilmekten kurtulduk ama onlar orada kalmak zorunda. Kürdistan’da ibneler ve dönmeler takır takır öldürülüyor. Çocuklarının ibne olduğunu öğrenen aileler, babalar, çocukları alıp götürüyor ve bir daha kendilerinden haber alınamıyor. Bunlardan söz eden yok. Kürt eşcinselleri bile suskun. Davetli konuşmacı olarak gittiğim bir toplantıda, beni seks işçiliğinden bahsetmemem konusunda uyardılar. Hevaller toplantımızı teşrif edecekmiş. Yakışık almazmış. Toplantıda saygı duruşuna da geçirdiler beni. Saygı duruşumu durdum, selamımı verdim. “Sıçarım sizin saygı duruşunuza” desem oracıkta linç edecekler. Allah belanızı versin! Burada da mı saygı duruşu? Saygı duruşuna, ta Atatürk’lü ilkokul dönemlerimden kalma bir alerjim var benim. Nefret ediyorum. Militarizmin dili olarak kabul ettiğim bir şeyi, Kürdistan’da bana tekrar buyurdular. Genç bir gerilla çocuk geldi ve ayağa kalkmam için beni uyardı. Eyvallah. Çocuklar o kadar gergin ki… Ya, biz ibneyiz… Biraz rahatla, az gevşe…

Tanrı bunu karıştırıyor

Kürdistan’da eşcinsel hareketin gündemi ne?
Kürt hareketi Kürdistan’ı kuruyor. Kürdistan’da eşcinsel hareket ortaya çıksın diye bekliyoruz ama Kürtçe’de eşcinsel teriminin bir karşılığı yok. Bu minik eksiklik öyle komik durumlara yol açıyor ki, yurtdışındaki bazı toplantılarda insanlar “Götveren hareketi” yazılı dövizler taşımak zorunda kaldı mesela. Kürt eşcinselleri, Kur’an’da ibnelik lehine yorumlanabilecek ayetleri araştırmak üzere bir ulema heyeti teşekkül ettirmiş. O da bir başka komiklik. Ortadoğu’da üzerine tartışmak için, bula bula bunu mu buldun? Bir kere, senin hareketin köken olarak batılı. İslamiyet, bütün öteki dinler gibi senin hareketinin başlıca düşmanı. İbneler hıristiyandır ya da Müslümandır diyemezsin. İbnenin dini yoktur. Hiçbir dine ait değildir. Sen meseleyi böyle mi anlıyorsun? İbneliği bu yolla legalleştiremezsin. Senin “Allah beni affetsin, ben Müslümanım ama aynı zamanda ibneyim. Cehenneme gitmeye de bari razı olayım” deyip boyun eğmen gerekiyor. Ya da, “Sokmuşum dinine, imanına, tanrısına” demeli, isyan bayrağını açmalısın. “Ben bir ibneyim ve tanrı bunu karıştırıyor” deyip karşı çıkmak zorundasın. Kürt eşcinsellerin kendileri için böyle selamet yolları aramaması gerekiyor. Eşcinsellik, biraz da barışı getiren bir şey. Eşcinsellik antimilitarist bir duruştur. Militarist yapıların içinde hasta olarak işaretlenmen bu yüzden. Ya bu hastalığı kabul edip sineye çekeceksin, ya da delikanlıca, asıl sapkınlığın militarist yapıların kendisinde olduğunu haykıracaksın.
Gerilla mücadelesinin de militarist bir karakteri olduğu söylenebilir ama…
Tabi. Gerilla hareketini aklamak doğru değil. Ben, herhangi bir silahlı hareketin başlı başına sorun olduğunu düşünüyorum.
Kürt kimliğiyle var olma mücadelesinin gereği bu ama. Bir savunma hali…
Evet, bazı doğrular sorgulanmaktan muaf sayılıyor. Eyvallah. Başka hiçbir şey demiyorum. Bu söylediğinin karşısında “gık” diyebilecek halim yok. Ben de aynı coğrafyada yaşıyorum. Ben de Kürt olmanın, Çingene olmanın, aşağılanan kesim her kimse onun, Ermeni olmanın mesela, ne demek olduğunu gayet iyi biliyorum. Ayrımcılığın en şiddetli dozuyla sürekli karşılaşan biriyim. Kastedilen bu sızıyı anlayamayacaksam, kıçımı siktirmenin bedensel hazzının ötesine geçememişim demektir.
Trans olmak seks işçiliğiyle neden bu denli doğrudan bağlantılı olmak zorunda?
Bana başka yaşam şansı tanınmıyor. Bu sadece benim mücadelemin konusu değil. Kürt hareketinin de sorunu bu, feministlerin de. Bu sorunu benim üstüme yıkmak, Türk hareketinin kalleşliğinden farklı bir tutum doğurmaz. Bundan ne gurur duyuyoruz, ne de utanıyoruz. Biz buradan bir politika çıkardık. Ev kadınının alın yazısındaki kötü kadere razı gelmesi gibi yapmadık. Biz sikilme halimizi politik ifadelerine kavuşturduk. Kürt hareketi, translığa geçiş hali gibidir; açık hedef haline geldiğin bir dönem. Ben aslında gayet halim selim bir kadınım. Hayvan hakları konusunda hassasım mesela, çevrenin tahrip edilmesine karşı çıkarım. Bildiğimiz iyi kalpliyim. Ama bunun yanısıra en az 20 kişiyi bıçaklamam gerekmiştir. Çünkü geceleyin sokaktasın. Bıçaklamaktan başka sana şans tanımaz onlar. Sokakta beni öldürmeye hamle etmeleri, cinsel temelli kompleksler gibidir. Beni bir mide bulantısı eşliğinde arzuluyorsun. Bu müthiş bir bağ. En az Oedipus kompleksindeki kadar güçlü. Sen, annenin amını yalayarak dünyaya çıkarsın ve am öldürmeye başlarsın. Amlara yaşama hakkı tanımazsın. Oysa ilk tanıştığın şeydir o am. Ananın amından başlar serüven. 
Yusuf AL




* Halihazırda Pembe Hayat’ın web arşivinden erişilebilen bu söyleşi, girizgâhta da belirtildiği üzere bundan iki yıl kadar önce kapsamlı bir soruşturma dosyasının ilk görüşmesi olarak planlanmıştı. Söyleşinin tartışmaya niyetlendiği meselenin muhatap sıkıntısını aşamadığı, bugün için de ileri sürülebilir. Kürt siyaseti ile LGBT ideallerinin dondurulmuş halde muhafaza edilen temassızlığını dert edenlere Gani’nin argümanlarının bir çıkış noktası olarak yeniden teklif edilebileceğini zannediyoruz. Dosyanın öteki görüşmelerinin neden yapılamadığı, bu söyleşide zikredilen düşüncelerin LGBT cemaatlerinin müesses mahfillerinde ne şekillerde yankılandığı Abesle İştigal arşivinde yer alan şu polimik yazısından takip edilebilir.     http://ganimeth.blogspot.com.tr/2014/11/ayna-ayna-soyle-bana.html

Amlayaraksikenler


Bizler aile atığıyız. "Biz" yani, orospular, ibneler ve keşler, hepimiz aynı birinci çoğul öznenin cümlesiyiz. Bizi dışına atarak aile, en uygun formülü çamaşırlarında denemiş ev hanımları gibi temizliğini ve saflığını geri kazanıyor. Çok dolaylı bir ifadeyle bile bize, geri dönüştürülebilir atık denemez. Bu durumda benim ailevi meselelerden hazzetmeyişim normal sayılmaz mı? Şimdi ben, ailede kapının önüne konmuş biri olarak niye aynısını yeniden kurup ezberimi tazeleyeyim? Ben üreme kabiliyeti azarlanmış biri olmasam, kadın olsam, annem gibi bir anneyi, erkek olsam, babam gibi bir babayı tekrar niye oluşturayım? Başka başka anne ve baba figürleri değil de, niye onlar olsun isteyeyim yani? Benim batıl inancıma göre aileyi, devletin milletiyle bölünmez bir bütün halinde talep ettiği kan ve am bağı olarak zapta geçirmek gerekir. Ailenin en çilekeşi, onu ayakta tutmaya çalışanı dişi kuşsa, o kuş bu maliyeti, çalışarak, sikilerek ve sürünerek ancak karşılayabilmektedir. Ev içindeki hayatlar, ondan yapılan bu tahsilatla ertesi günü yaşanmaya hazır bulabiliyor. Çocuk, bu bedelin beden bulmuş hali oluyor. Bu kuşun dişisi kocasına, sadece kocasına verecek, başka hiç kimseye vermeyecek ve ondan medet bekleyecek. Kendini çocuklarına adayacak. İşte size sıcak, sımsıcak bir yuva!

Etrafımdaki trans kadınlar arasında öyle örnekler var ki, hikâyeleri beni allak bullak edip dumura uğratıyor. Bir transın hayatını kendi üslubunca tecrübesi, kadın bir annenin, erkek babadan olma ibne evladı olarak başlar. "Bu çocuk ne olacak?"la erkek olmaya zorlanan çocuk, ergenliğinde acil durum alarmları eşliğinde evlendirilir. Bu şahsiyet, kısa bir süre sonra, bir kadının kocası ve çocuklarının da babası olur. Zamanla bu duruma tahammül gösteremez, kaçıp beden donanımını değiştirerek, bu kez bir erkeğin karısı olur. Bu rollerin hiç biri diğerine benzemez ve her biri ayrı öğrenme süreçleri talep eder. Bir transın, bu değişik cinsiyet rollerinden her biri için ayrı bir konuşma üslubunu ve onlara uygun vurgu ve tonlamayı sık başvurulan bir alet çantası gibi yanında gezdirmesi gerekir.

Telefonda karısına "Eteğin boyu kısa. Bi' da' görmiyim!" diye çemkirirken, hemen ardından, "Aşkım, akşama sana imambayıldı yapayım mı?" diyerek kocasının gönlünü hoş tutması gerekebilir. O sırada pekala çocuğuna karşı da vazifelerini yerine getirmektedir ve "Bak oğlum, biz okumadık, sen oku!" diyerek nasihat etmektedir.

Bir trans bunları peş peşe ve call center'deki telesekreter kaydının soğukkanlılığıyla yapabilir ki, dublaj sanatçıları böyle bir idman görmemiştir.

Bunların hepsini, toplumdan öğrendiği roller ve konuşma üsluplarından titizlikle seçilmiş tonlama örnekleriyle geliştiriyor. Enterasan değil mi? Mesela karısı kadınsı tonlamanın komutlarını reddediyor. Kocası da, erkek tonunu kabul etmiyor ve sevişmiyor. Çocuksa, söyleneni dikkate almak için, “erkek”, “baba” ve “bilge” tonlamalarından mürekkep bir performansın başarılı imtihan vermesini şart koşuyor. Gerektiği her yerde bu sesleri uygun tonlamalarla çıkarma becerisi edinememişse, kurduğu veya zincirleme bir bağla ilintili olduğu ailelerin hepsi parçalanacak. Ana-babaya hayırlı bir evlat olarak yetişmek, transın üstüne vazife mükellefiyetlerden bir başkası. İşte, bu rollerin hakkını, kutbunu şaşırmadan veren canlı türüne biz kısaca "travesti" diyoruz.

Ankara'nın kara kışında travesti kocaları, karılarını başka sahiplenir; başka bir aşkla severler. Çünkü kapı dışarı edilmeleriyle sonuçlanacak aile kavgalarından sakınmaları gerekir. Parklarda yatılmaz. Sıcak bir yatağa, sikilecek bir göte ve iyi bir hizmetçiye her zaman ihtiyaç var. Translar için dışarıda kalmak, hangi yollardan çözüleceği belli bir sorundur. Her trans sıcak bir yatak bulur. Diyeti malum. Dışarda kalma korkusu onlara değil, kocalarına musallattır. Şartlara biraz yakından bakıldığında apaçık görülebileceği gibi, onca özene rağmen kapı dışarı edilmekten kurtulamamış kocaların seçenekleri karılarınınkinden farklı değildir. Ya dışarıda kalıp titreyecek ya da göt verecek... Trans kadınlar, kocalarının kendilerini taklit ederek göt vermesine razı gelmez. Onları mutlu, sıcak ve kavgalı evlerine ithal ederler.

Madem kendisi öğrenme yoluyla edinilen bir şey; başka bir çok testle birlikte, bir kocasının olmasını, kadının kadınlığı için üstesinden gelmesini bekleyeceğimiz bir baraj sınavı saymak gerekir. Bu, kritik eşiktir. Kaldı ki bu husus, biyolojik kadınlar için bile öyle. Ama kadın, bir kere kadınken, trans onun oluş sürecini iki kez yaşamış. Bir, kadın oluşundan mütevellit, iki, kadınlıktan ikmale kaldığı için... Kadın mağdursa, trans iki kere mağdur. Kadınlığı ferah ferah iki mislini bulurken, bir transın kocadan yoksun kalması düşünülebilir mi?

Peki ama nasıl bir koca?... Cinsiyetinin basmakalıp tezahürlerini taşıyan bir erkek, asla travesti kadınları tatmin etmez. Biz daha çok, genç, tulum peyniri gibi kıllı, döven, söven damızlıklar bakınırız. Damızlık seçimini müteakip, ailenin çatısını sağlam çatmak, iyi günde, kötü günde, sağlıkta ve hastalıkta dağılmadan kalmasını sağlamak için değişik angajman biçimleri geliştirilmiştir. Mesela bazı travestiler, kocalarını öyle severler ki, onların homo olduğunu söylerler. Adam gitmesin diye, kocalarını sikenler var. Düşünün; adam gidip başkalarına verirse, bizim kızın kadınlığı ne hale gelir? Maazallah “Bizim kız aslında gizli adammış. Aslında kız bile değilmiş” demezler mi? Yuvanın çatısının yerli yerinde durmaya devam etmesi için erkeği ibneleştirmekten türetilen, son derece kullanışlı şantaj malzemelerine müracaat etmek gerekebilir.

Ama sadece adam sikiyor, travesti veriyorsa, olayımızın rengi biraz değişir. Bu durumun icabatı, orta sınıf halim selim beyaz kadın rolüne girmektir. Bu rolün kadınlığı üzerinde en küçük bir leke yoktur. Kız, kızoğlan kız, hatta bakiredirler. Vermişlerse bile sadece bir kişiye, hadi bilemedin, en fazla iki kişiye vermişlerdir. Verirlerken ne verdikleri bile belli değildir. En iyi yemekleri yapanlar, hamaratlıklarıyla iltifat toplayanlar bu grup içinden çıkar. Bu ailede erkeklerin biyolojik bir kadınla alakalanmaya başlaması, yuvanın selameti için bir sarsıntı doğurmaz. Ama başka bir travestinin uç vermiş rekabeti diplomasinin bittiği, kırmızı çizginin aşıldığı yerdir. Bu bile, kocalarından ayrılmanın gerekçesi olmaya yeterli gelmez. Acıların kadınıdır bunlar, çilekeşçe analaşmışlardır.

Kedi-köpek cinsinin pahalı, sevimli, kokoş tiplisi bir ev hayvanı olarak mutlaka edinilir. Anne baba varken, yavru nasıl olmaz? Olmalı. Bir yavru şart. Benim bir tane vardı mesela. Sekiz sene boyunca Pakize’me tek başıma nasıl baktığımı bir Allah biliyor, bir de ben. Bir baba için çok ısrar etti. Ben de, Ela’ya verdim mecburen. Yıllarca babasız büyüttüğüm yavrum, şimdi rahat. Bir babası var. Duyduğuma göre havlıyormuş bile.

Biraz daha hali vakti yerinde travestileri gruplandırmaya gelince, zeki ve entel oluşları, bunların en başta gelen özellikleridir. Erkeğin de çalışması gerektiğini filan düşünürler mesela. Moderndirler. Evleri elektronik ve dijital cihazlarla donatılmıştır. Teknoloji manyağıdırlar. Kocanın, evin ve arabanın görünüşü, her şeyden önce gelir. Baksan, “Kötü travesti işte…” dersin ama herif manken gibi. Çok yakışıklı çocuklar bulurlar kendilerine. Bunlar ayrıca, kocalarını gruba filan sokarlar. Kocalar, pahalı yerlerden giyinir, kıyafetleri gösterişlidir. Herif de kıyafetin hakkını verir hani…

Böylece sözü, en tehlikeli travesti kocası çeşidine getirmiş olduk. Bunlar, birer karikatür gibi okunaklı olup, düpedüz otantik bir kültürel değerler sınıfında içtima ederler. Birer kültürel zenginlik olarak koruma altına alınsalar yeridir. Travesti kocası olmak, bu grup için bir kariyer, bir meslek yerine geçer.

- “Ne işle meşgulsünüz?”
- “Travesti kocasıyım.”

Aynen böyle. Gavat tabir edilerek cümle içinde kullanılabilirler. Mesaileri budur. Diğer travesti kocalarıyla sosyalleşirler. Kızlar da, (elbette travesti kızlar) sadece kocalarının müsaade ettiği öteki kızlarla konuşur. Kızlar işe gittiğinde, bunlar ceman karılarından aldıkları paracıkları değerlendirmek için yollar araştırmaya koyulur. Uyuşturucu olur, başka kızlara gitmek olur, muhtelif…

Bunların aslen biyolojik kadın sevdikleri filan da söylenir. Travestiler zaten, kocalarını kadınlardan esirgemeye, ya da kocalarından kadın esirgemeye gerek duymaz. Bir başka travestiye meyletmişse sorun vardır. Kadına eyvallah ama ibne sikmek yasak! Bu enişte beylerin eli ağır olur. Şakaya gelmezler. Mahpusluk yadigarı bir faça, mutlaka bulunur. Arayı iyi tutmaya bakmalıdır. Ne zaman dövüp, ne zaman tecavüz edeceği belli olmaz.

Ama rahat olun; bir kadın ve bir erkek var.

Bir transın geçmişini özlemesi, çocukluğuna dair hatıralarını, yani bir evin ibne oğlu olmayı özlemek biçimindedir. Zımpara tadındadır bu hasret ve duvakla gelin edilirken, ancak kefenle geri gelebileceği tembihlenen körpe gelinlerinkiyle fena halde benzeşir. O kapıdan çıkarken, geçmişinden, annenden, babandan, okulundan, edindiğin tüm öteki donanımlardan vazgeçmek zorundasın. Bunların içinde diplomaların filan var hani. Bu vazgeçişler, başka başka travmalar yaratırken, her biri için ayrı bir sarsıntıyla baş etmen gerekiyor. Ülkenden, dininden, ailenden, erkekliğinden, ticaret hayatından, kamusal alanda elde ettiğin bütün hakların elinden alınışından ayrı ayrı zelzeleler zuhur eder. Vazgeçmeyince de sen olamıyorsun. Bütün bunlardan vazgeçiyorum çünkü ben kendimi olmak istiyorum.

Vazgeçtiklerinin yerine koyacağın şeyi, bin bir türlü çeldiriciye rağmen seçiyorsun. İlaveten, translık dolayısıyla iltica etmeyi planladığın cinsiyet de seni kucağını açmış bekliyor değil. Sana gevşek uçkurlu bazı kucakların açıldığı doğru, evet, ama onlar başkaları. Kadınlar, yani mülteciliğine kabul edilmeyi umduğun cinsiyet, kucaklamadığı gibi seni yalıtabilmek için dikenli tellerle çevrili geçici kamplara istifliyor. Trans geçişini tamamlamış arkadaşlarım var. Tecrübeleri çok korkutucu. Esnaflığını yaptıkları iş dolayısıyla dahil oldukları dünyada, eczaneden prezervatif istemeye utanan masum kız karakteri pek konfor sağlamaz. Gündelik hayatın içinde, ortalama bir insan rotasını işaretleyen kılavuzlar, trans sosyetesine dahil olmanın tehlikelerine karşı iş görmez. Bundan sakınmanın ayrı bir ilmi vardır. Pat diye ana avrat yüzüne sövebilirler, neye uğradığını şaşırırsın. Seni oracıkta bırakıp karşındaki kanepede anıra anıra sikişmekte bir nezaketsizlik görmezler. Sekse, paraya ve erkeğe iştahları korkunçtur. Rezervlerdeki her türlü kaynak, en küçük bir enerji kırıntısı, kadın olma ülküsü için harekete geçirilmiş olabilir ama translar arası sosyetenin bir mensubu haline gelmenin imtihanı apayrıdır. Her şeyden önce, merdivenin en alt basamağına adım atabilmek için kendini, daha önce aynı yollardan geçmiş bir başka transın hizmetçiliğine adaman, efendinin takdirini ve referansını haketmen gerekir. Her trans kadın aynı yoldan geçer. Askere gitmek, nasıl erkeklerin erkeklikleri için bir sınavsa, bu da zorunlu, neredeyse milli bir görev tanımı. Merdivenin ilk basamağında, tıpkı askerlikteki gibi bir rütbe ve terfi mekanizması işler.

Madam olabilmek için kesinlikle ve kesinlikle bir hizmetçi geçmişine sahip olman gerekir. Başka bir güzergâh icadedilmedi. Yoksa tam kadın olamazsın. İyi bir hizmetçi olabilmelisin ki, cefakar Anadolu kadınının ev içi kadınlık pratikleriyle idman yaptığın anlaşılsın. Bir yandan, cefakar Anadolu kadınıyla aynı kulvarda yarışırken, bir yandan seçkinlerin nezih semtlerinde oturmak, pop yıldızları gibi giyinmek ve saçlarını onlarınki gibi yaptırmak, aynı kaderin parçası. Entel muhitlerinde, politikacıların, üst düzey bürokratların, yüksek mahkeme yargıçlarının ikamet ettiği, kaba şiddetten yalıtılmış yüksek güvenlikli sitelere sızarken, "feleğin sillesi" yetmiyormuş gibi, bir de kocandan dayak yemişliğin sicilinde gözükecek. Bunların hepsi, yarım bir şeyi ikmal için. Kök ailenden, "hasta"lığın dolayısıyla atılmış, kapının önüne konmuştun. Hatırla.

Hem gettonun kamusunda, hem de kocanın gözünde yarım kadınlığını gizle bakalım, gizleyebilirsen. Trans kadının kadınlığını tamamına erdirebilmesi için kefalet olarak göt vermesi, ev vermesi, para vermesi icabeder. Ailede kadının rolünü kapmak için gerekli olan bu koşullar, aynı ailenin ayakta durabilmesi için de lazım olacak. Şaşıracaksınız ama bu ailede namus bile var. Namus meselesi bu tür ailelerde, sandığınızdan daha sık gündemdedir ve enine boyuna ele alınmaktadır. Travesti ve orospu kocaları için sevgililerinin parayla sikişmelerinde sorun yok. Bilirler ki, her müşteriden, onlara bir pay düşecek. En kötü ihtimalle bir bira ya da dönüş için dolmuş parası; ama mutlaka bir payın paydaşıdırlar. Müşteri geldiğinde sessizce, mutfakta gizlenip, sikişin tamamlanmasını beklerken, nefeslerinden bile tasarruf ederler. Kızlar da bu işi, yuvaları ayakta dursun diye yapmakta zaten. Hatta bazı kızlar, kazandıklarının hepsini kocalarına verirler ki, yuvaları ayak parmaklarının ucuna kalksın ve bale yapsın. Ama aynı kız, statüsüne "müşteri" diyemeyeceğimiz başka bazı adaylara alaka gösterirken yakalanmışsa; namus işte burada devreye giriyor. Travestilerin ve orospuların kocaları bu "müesseseden" ikramlara çok sinirlenir. Her bir travesti ve orospunun kocası, bir karakter özelliği halinde, mobil telefonlarla ve facebook hesaplarıyla yakından ilgilidir. "Bizim karı kimlerle konuşuyor?" "Kimlerle kaça sikişiyor?" "Kaça veriyor? Kaça alıyor?" Bu sorulara dedektif gibi cevaplar araştırırlar. Elde edilen ip uçlarından namusa ve ahlaka mugayyir davranış örneklerini gösteren sağlam deliller çıkarılır. Bunun için kavgalar edilir, kıyametçikler kopar. Bizim kızlar da bu dellenmeyi, "Kocam beni kıskanıyor" şeklinde gayet rasyonel bir lisana tercüme edip, bu itibarla tahsis olunmuş dayaklarını hayretlere konu bir uysallıkla yerler. Dayak yemek, yuvayı ayakta tutmanın yordamlarından sayılmıştır.

Bir biyolojik kadın orospu olduktan itibaren, artık diğer biyolojik kadınlardan farklıdır. Onun rütbesi de bundan böyle yarım kadınlığa tenzil olunmuştur. Çünkü amı kirlenmiş. Aslında kadınlıktan yapılan tenzilat için gösterilen gerekçeler, orospunun kendisinin de paylaştığı gerekçelerdir. Müstehakı budur. Kadınlığı, tıpkı travestininki gibi, yarımlar liginin sınırları içinde ileri sürülebilir. Hatta travestininkiyle kıyaslandığında onun durumu daha acıklıdır. Fuhuş sayesinde okuttuğu çocuğundan utanır. Orospu olduğunu söyleyemez. Hacca gönderdiği ebeveyninden, paranın orospuluktan geldiğini gizler. Her yerde, her zaman söylemesine müsade edilen, söyleyebileceklerinin ancak yarısı eder. Kadınlığını yarım kılan işte o söylemekten kaçındığı kısımdır. Paydalaştırılırlar, küsürat mertebesine yerleştirilirler. Kadınlıkları, virgülden sonraya yazılarak hesap edilir.

Amının kirlenmesi dolayısıyla orospuluk, biyolojik kadını da yarım kadın hissettirir. Çünkü dünyasının kocaman bir yarısını kök aileye karşı, öteki kocaman yarısını da kendi gündelik hayatını dolduranlara karşı gizlemek zorunda. Bu eksilmiş hallerine rağmen ama, alemlerde biyolojik amlarını propaganda ederek translarla aşık atmaktan geri durmazlar. Ne garip bir durum? Sen tam, beyaz, sünni, eğitimli bir mutemet karısı, çocuklarının tam bir annesi ve bir kaynananın gelini olma fırsatını kaçırdığını kara kara düşünüp hayıflanırken, sevgilin bile seni, "Sakın orospuluğunu belli etme" diye tembihleyerek el içine çıkarırken, sanki seni, bir tek kendisi sikiyormuş gibi koluna takıp gezdirir, konu komşuyla tanıştırırken, kiranın sendeki amın hasılatıyla ödendiği çoktan unutulur ve bu lütufkar davranış için minnet duyman beklenir. "Bir orospudan başka bir şey olmadığın halde, sayemde insan sınıfına dahil oluyorsun. Kıyağımı unutma!"

Bu kıyak, orospunun kadınlığının yarımlığına pansumandır. Amın, geçici olarak kirinden arındırılmasıdır. Bu yöntem iyi işletilebilirse, para getirme potansiyeline sahip bütün amlar, sistemli biçimde kirletilebilir. Böylece kira ödenebilir, mutfak giderleri karşılanabilir ve aile ayakta tutulur. Bu yolla yeni yeni ailelerin temelleri atılır, hane halkları oluşturulur.

Öyle bir topluluk daha vardır ki, üniversite yıllarında bir bira karşılığında verilmiş amları gruplandırabilmemize çok yardımcı olan bazı karakter özellikleri gösterirler. Özü itibariyle sanatçı ruhlu bir kadının, ekonomik bağımsızlığını elde etmiş bir feminist aktivistin yaptığı hovardalık, bir seks işçisininkiyle gayet benzeşmeli birer aletli jimnastik egzersizi gibi görünmektedir. Peki nasıl oluyor aynı penetrasyon, aynı şekilde muamele görmüş amlardan birini özgürleştiririrken, diğerinin kadınlığının yarısına mal olabiliyor? Soru kışkırtıcı değil mi? Herkes onların mutsuz, depresif bir hayat sürdüğünü düşünüp, yazıklanır. Yoo; gayet ferahlar ve dünyayı durmadan amlıyorlar. Sapkın aile ilişkilerine nanik yapıyor, özgür özgür amlayarak yaşayıp gidiyorlar. Bu kadar bandıra bandıra sikilmiş bir am, nasıl oluyor da sadece sikin saltanat sürdüğü prestijli katlara buyur edilebiliyor?

Böylesinden bir amım olsun, ben de isterdim. Bende nasıl dururdu acaba? Sanırım ben gene bir ibnelik yapar, işi orospuluğa dökerdim. Kapı gibi bir amım olsa bile, mutlaka gizlemem gereken bir şeyler bulunurdu. Gene yarım kadın olurdum. Ben iyisi mi, şimdilik bir yerlerimi kestirmeyeyim. Tam kadın oluncaya kadar bekleyeyim. Mesela yaptıracağım amın namusu olmasın. Tıp o kadar ilerledi mi bakalım. Çünkü bana kalırsa tam kadın olmak için ırzdan, namustan ilk planda kurtulmak lazım. Namussuzsan, aynı zamanda ahlaksızsındır. Amını özgürleştirecek olan, işte bu namussuzluk ve ahlaksızlık.

Bak sen şu işe! Babam sağlığında bana en çok "namussuz, ahlaksız" diyerek çıkışmıştır. Sevgili babacığım; kendi ırzımı, namusumu ve ahlakımı, düşmanlarından esirgemediğim gibi, milleti de mütemadiyen arsızlığa ve namussuzluğa ayartıyorum. Babacığım; çocukluğumdan bana bıraktığına bir baksana. Toplum da tıpkı senin gibi bakıyor bu meseleye. Sen bunları bağırarak tekrarlamaktan bıkmadın. Gerçekten de haklıymışsın. Sonunda namussuz ve ahlaksız bir şey olup çıktım. Övünebileceğin başka hiç bir şeyin yoksa bile, bu kehanetin isabetiyle övünebilirsin. Yüzünü kara çıkartmadım. Yazık ki, bu zaferini göremeden ölüp gittin. Sendeki ben de aynı ölümle öldü.

Sağolsunlar, çok sağlam bir aileymişiz. Annem de senin yolundan gidiyor. Sürekli telefonda namussuz ve ahlaksız olduğumu söyleyerek bağırıyor. Herhalde ahalinin koro halinde bana "namussuz" ve "ahlaksız" diye bağırması, tükürmesi, tiksinmesi, ahlaksızlığımdan ve namussuzluğumdan sebepli ev bulamayışım, kutsal aileyi koruma vazifesinin gereği olarak sokakta beni dövmeniz, ibnelerin, orospuların, namus ve ahlak icabı öldürülüşü, bunların hepsi zanlısı olmayan cürümler. Bu sebep, yani bu zan eksikliği hepinizi kurtarır.

Kutsal aile çatısı altında bir amın, bir mabede mihrap eylenmesi, namus ve iffet kriterlerine uygun biçimde sınıflandırılması, pamuklara sarılıp, ulaşılmaz hale getirilmesi bir yere kadar tamam da; bunun bizatihi erkek eliyle yapılması biraz komik değil mi?

Amlardan, kendi cellatları doğuyor. Bir fail olarak yargılanması, mahkûm edilmesi gerekirken sik, dünyayı iştahla sikmeye devam ediyor. Kabul etmek lazım, böyle manalar deryası bir amla yaşamak kolay değil. Kadınlar bu amı gayet iyi taşıyor. Helal. Önlerinde saygıyla eğiliyorum. Sikimi kestirirsem, acaba benim amımın da namusu ve ahlakı olur mu? Yoksa, bir am kanalı oluştururken cerrahın daha ilk temasında namusum elden gitmiş mi sayılıyor? Kirletilip, daha oracıkta mı orospu sınıfına sayılıyorum? Bunu bilmem lazım. Aslında bir vajina yaptırmaya niyetliyim de, şu amın sosyo-kültürel sorunlarının çözüme kavuşturulduğunu görmezsem içim rahat etmeyecek. Ondan sonra sıra, beden inşaatı sektörünün müteahhitlerinden destek istemeye gelecek. Yaptıracağım amın, namus sorunu halledilmiş olmalı. Namus sorunu yüzünden kadınlar öldürülüyor. Namus sorunu olan bir am istemiyorum. Bir kişiye rezerve edilmiş, tekel rejisine tahsisli bir am da istemiyorum. Amım, bir cinsiyetin mecburi hizmetine de koşulmamalı. Özgürleşmeyi beklerken, onun yüzünden köleleşmek var. Tetikte durmak lazım. Bir aile kuracaksam, amımın evi, şehri, iş alanlarını erkeklerle eşit kullanmama engel gösterilmesini kabul edemem. Erkek, sikini nasıl istediği gibi kullanıyorsa, ben de amımı öyle, tam bir özgürlükle kullanmak istiyorum.

Hem vallahi hem billahi o zaman kuir muir olmakla ilgili ısrarlarımdan da vazgeçerim. Kadın olurum ayol; ne gam? Tıp ilerledi madem, diğerlerini eleyip, bu şartları karşılayabilecek bir amı garanti eden doktorlardan teklif almaya başlayabiliriz. Lütfen bana bir am yaptıralım. Nasıl namlı bir amım olurdu düşünsenize... Bütün kadınların ve aktivistlerin kollektif işçiliğinde imal edilmiş bir am ve namusunun eksikliği, diğer amlarla arasındaki biricik fark.

Bir diğer teklifim, sizin temiz amlarınızı bir ayin disiplini içinde kirletmektir. Böylelikle temiz am kalmayacak. Erkekler, ya birbirlerini sikecek, ya da amı yalamayı, öpmeyi ve sikmeyi öğrenecek. Kadın cinsinin şu işgüzar taifesi her mesaiye talip olmaktan vazgeçse, "Yuvayı biz kurarız. Temizliği de yaparız, doğururuz da, sıkıntı olmaz. Bu arada evi çekip çeviririz ve bütün bunlar profesyonel kariyerimiz için bir engel teşkil etmez" ihtirasından kurtulabilse, aleyhlerine işleyen dengesizliği açıklıkla görebilecekler.

Hiç duydunuz mu erkek jigoloların evleri kadınlar tarafından basılmış olsun? Gazeteler, bir kerecik de zorla amlanmış erkekleri gözleri bantlanmış resimlerle ifşa etse ya! Meslektaştan sayılır, zavallı seks emekçisi jigolo gider, kadını siker, parasını alır ve gelir. Bu işte ne bir ahlaksızlık, ne de başka bir şey var. Hiç bir yeri kirlenmez jigolonun. Hatta sikiyle övünmek için epey sebebi vardır ki, o sebep, pek çok erkeğin rüyasını süsler. Bir erkeğin sikerek para kazanamıyor olması, herhalde sadece ısrarlı tekliflere direndiği için değildir. Böyle bir istihdam biçimine ilgi gösterecek, sınırsız bir işgücü piyasası garanti edebilirim.

Erkekseniz aslında, yani tam teşekküllü bir erkekseniz, sizin pozitif ayrımcılığa hak kazanmış olmanız lazım. Çünkü bu şahsiyet, mesela televizyonlarda asla iş bulamaz. Hasbelkader "yakın arkadaş" kontenjanına dahil üç beş kişiyi çık, ortalama zevk terbiyesi almış her saygın vatandaş sizden belli bir mesafe uzaklığında duracaktır. Olmak istemediklerimizin yüzüdür o sizinki. Tahammül dışında hiç bir ödül bilmeyeceksiniz. Kolay mı?

Nesnenin pıhtı halidir onlar. Birer üniforma askısıdırlar. Bu ötekileşmekten leşleşmiş haline rağmen erkek imgesi, şaşılacak biçimde gıdasını, erkekliğinde tadilata gitmişlerin kutsamasından alır. Hem, bütün erkeklerin gıpta nesnesi olacaksın, hem de pozitif ayrımcılığa muhtaç bir ucube. Tek bir numune bile kalmış olsa "erkek" cinsiyetinin bekası, işte bu telafi edici muameleye bağlı. Erkek, birbirimizi sikmemizin bahanesi. Sikmek ve sikilmek, ona ibadetin farzları. Sikerek erkek olmayı denerken de, sikilerek tersanelerimize davet ederken de ona tapınıyoruz. Onun varlığının bilgisi, peygamberin Allah'ı haber vermesi gibi edinilir.

Annemle babamın sikiştiklerini hiç görmedim. Benim annemle babam, sanmıyorum, yapmaz öyle şey. Amcamla, şimdi bana enterasan gelen bir ilişkileri vardı. Büyük amcam bize geldiğinde annem çıldırırdı. Çok sevinirdi. Babamla konuşmadığı şeyleri onunla konuşabilirdi. Amcam çok yakışıklı bir herifti.

Garip biçimde annemin amının sikilmiş olması düşüncesi beni rahatsız ediyor. Bu ihtimal bir seks işçisi olan bende bile rahatsızlık yaratıyorsa, ırzdan, namustan başka gündemi olmayanların nasıl hissedeceğini varın siz hesaplayın. Belki anamızın amını özgürleştirmekle başlamalıyız. Köklü bir şekilde, oraya bağlıyız.

Translar arasında "siki kestirmek" lafına keskin bir alerji vardır. Çoğu bunu, “kıvırtıp içeri almak” biçiminde tashih eder. Ben bu tercihi tartışırken "Amın mı var derdin var" özlü sözünü hatırlıyorum. Kestirir miyim hiç. Hem ibne, hem amlı; iki kere zor iş. Aslında çıkış noktam, amın bütün cefalarına da razı bir yerdi. Kanamasını istediğim bir şeydi o. Ama şimdi tutup am yaptırmak, yanında o şartla gelen bir külfetler paketini olduğu gibi kabul etmek demek. Transın büyük çaresizliği burada. Ben bütün bu şartları yerine getirip, külfetini omuzlasam bile, ibneliğim bitmeyecek ki. O konuda bir garanti alabilsem, bu derdi çekerim hani. Ama ben ibneliği o kadar aşamıyorum ki, ne yaparsam yapayım, ibnelerle aynı hizada tasnif edileceğim. O zaman bir yerimi niye kestireyim? Bu neyin diyeti olacak?

Götünü cinsel haz nesnesi olarak keşfetmiş erkekler, erkekliği daha fanatik biçimde över hale geliyor. Bir “soy erkek” kalmış mıdır, çok şüpheli. Toplum, süratle ibneleşiyor. Toplum dalga dalga ibneleşiyor ama translaşmıyor. İbne, gerçekte ırz, namus ve ahlak buyurarak onu lanetleyip duran "endişeli muhafazakar"ların kaygılarının boş olmadığını gösteren bir şey. Homofobi hakkında faşizan olduğu söylenebilir, içeriksiz olduğu değil. Toplum, ibneleşmenin bir adım ötesine geçip, translaşma eğilimi göstermeye başlasa; yani dönse artık; erkekliğin reddiyesi anlamında bir dönüş sergilemiş olsa, sıkıntı büyük ölçüde hallolacak. Erkekler, ibneliği tercih ederek dönmeyi reddettiler. İbnelik, bir vasatın adı oldu.

Ortaya çıktığı ilk dönemlerinde jean giymek, hafifmeşreplik imalarıyla karşılanmış, bir cinsiyet krizinin habercisi olarak muamele görmüştü. Aynı kriz erkeği, arkaik bir ölçü birimi haline dönüştürdü. Erkek, bir karikatür imgesi haline geldi.  Bugün artık, bütünüyle ibne gibi giyiniyorsunuz. Bugünün revaçtaki kıyafetlerine, onbeş yıl önce ibne kıyafeti denirdi. Ne değişti de hepiniz ibneler gibi giyinmeye yarışıyorsunuz? Babam, halihazırda tedavüldeki erkek kıyafetlerini, "ibne kılığı" olması yüzünden bana yasaklamıştı. İbne modacılar, tarz mimarisinin en maharetli müteahhitleri halinde; her yerde baş tacı ediliyorlar.

Bütün bunlarla birlikte ve hatta daha keskin biçimde, ibneler kadını üretti. Kendi cinsiyet bağlarını esnettikleri gibi, kadınlara ve kadınlıkların verili biçimlerine de tahammülsüz davrandılar. Yerine, erkeğin denetimini içselleştirmiş bir kadın istihsal ettiler. İbneler, homofobi, şu, bu mağdurudur filan ama, onların da karıştırmadığı halt kalmadı yani. Kitleler halinde dönüşmemize öncülük ettiler. Büst gibi bir erkeklikten gına getirenler, ibnelerin onlar için hazırladığı alanlarda, bir nümayiş coşkusuyla, can-ı gönülden tezahür etti. Artık dünyaya ibnenin baktığı gibi bakıyorlar. Aslında bu vizyon devrimi, orijinlerine iman edilmiş kutsalların bir yeniden-yazımıdır. Orijinale nispetini, bu yemine bağlı biçimde koruyagelmiş bir erkek figürü, bugün mesela herhangi bir televizyonda iş bulamaz. O derece bizden olmayan haline gelmiştir ki, pozitif ayrımcılık talep etse yeridir. Aramızdan aşağılanarak kovulan da odur, yüceliğinden irtifa kaybetmeyen de.

Eğer erkekler, "ibnelik yapma"yıp, translık yapmış olsaydı; yani erkekliklerinden dönmüş olsalar, gündelik hayatın muhteviyatı köklü biçimde değişecekti. Erkekler anne olmayı öğrenecekti mesela. Kadınların cinsel rol saplantılarından dönmelerine de aynı yakıcılıkta ihtiyaç var.

İbneler, şehvetle istedikleri şeyi elde ettiler. Sahne onların. Misyonlarının sınırlarına vardılar. Ama yeryüzü hala insanların mutlu mesut yaşayabileceği bir yermiş gibi görünmüyor. İbneler de mutlu değil. Mutsuzlar. Acınacak haldeler. Maruz kaldıkları ayrım, eskisinden daha yumuşak değil. Bir adım daha ileri gitmesinde, toplumun kitleler halinde dönmesinde ne şifalar olabileceğini gördüler. Dönme örgütlerini fonlayan uluslararası kuruluşlar anladı. Dönmeliğin kendini dayatan bir şart haline geldiği henüz telaffuz edilmemiş bir ortak kanaat. Her şeye rağmen, ama her şeye rağmen dönmekten vazgeçmeyen insanlardaki bu ısrarın bir nedeni olmalı, değil mi?

Dönmek, erkeği mağlup etmenin, onun iktidarını parçalamanın en mümkün stratejisi. O zaman kadın olmanın başka halleri de türeyecek. Başka seksler, başka aşklar, başka aileler...

Bir reklam arası verelim mi arkadaşlar?...



Eylem Günlüğü