Şirinlik muskası...

- ibne kocaları hakkında hiç bir şey konuşmak istemiyorum. hele şehir dışından, ayda bir gelip, üç ayda bir gelip...

- "kızım sen anla" mıydı bu?

- yok, yok. ona söylüyoruz. en azından onunla konuşmamız; "ayyyyy! enişteye çok üzüldüüüm. çik iyi gidiyirdi ilişkiniz kizzzzzz!"... en azından yüzüne söylüyoruz, kabul ediyor. sıkıntı, "evet öyle ama..." aşamasını geçmekte. öbürlerine böyle yapamazsın. "kız n'oooldu kız? nazar mı değdi, kııızzzzz!" yemin ediyorum, lubunyayla hocaya gittik. hoca okuyacak, büyü yapacak. seansın sonlarına doğru hoca, lubunyanın top olduğunu anladı. daha doğrusu olayımızın gizlenecek tarafı kalmadı. halbuki ise beni sokmamışlardı içeriye... hah, hatırladım yerin adını, kırşehir... kırşehir'e hocaya gittik. hoca bunlardan isimlerini istiyor. bakmış, birinin adı hilmi, ötekinin necati... "okumam" demiş. çünkü büyünün tutabilmesi için, duanın orijinal isimleriyle okunması gerekiyor.

- bu, allah'ın sabıka kaydı istemesi gibi bir şey yani...

- yoksa, çocuktan her şey alındı. saç kılı, kulak kiri... dil altından tükürük bile aldık, düşün.

- onu nasıl elde ettiniz?

- çay kaşığıyla. çocuk da merak ediyor... büyücü, iki erkek ismine okumazmış. delikanlı hoca... hocaya dedim, "keşke yalan söyleseydin." "olmaaaaz" diyor. en son suriye'den bir büyü yaptırdıydık. onunki tutmaya çok yaklaşmıştı. bir de çorum alaca'ya gittim, büyücü için.

- ben hiç prim vermem böyle şeylere...

- hem vallahi, hem billahi, antepli travestilerin işi hep büyüydü. tutak diye bir hoca var; tatak, pardon... tatak diye bir adam yaşadı mı, yaşamadı mı... antep'te tatak'ı arıyoruz. tatak'ın adresi handan'la nihal'de var. ama bize vermiyor. handan da nasıl para kazanıyor ama... tatak'ı handan bulmuş, biz bulamamışız. tatak da şeyde yaşıyormuş... hmmmm... suriye'de yaşıyormuş. tatak'ı bulamadık ama yerine iyi bir hoca bulduk.

- sonra paranın amına kodunuz...

- hmmm. şeydeki hoca, bana da yaptı. amınakodumun bebesi... mersin'dek hoca... bak bu hikayelerin bazılarına yalan karışmış olabilir ama yemin ediyorum yusuf, bu mersin'dekinde yalan yok. yemin ediyorum. adam geldi, bir tane pentegram çizdi böyle. isimleri yazdı işaretin köşegenlik yerlerine filan... hoca beni beğendi. bu siken hocaydı. alevi hocalar çok iyiymiş yusuf, bu konuda.

- hoca sikti mi seni sonra?

- hoca beni sikti, büyü karşılığı.

- büyü masraflarını böyle ödediniz. peki, büyüden sonuç aldınız mı?

- valla, diğer kızlar aldı ama ben büyü tutsun diye yapılmış kağıdı şey yapıp... katlanmıştı da, doğru büküp iyi kullanamadım.

- nasıl kullanılması gerekiyormuş ki onun?

- bel üstünden yüksekte filan tutulacaktı işte. boyna takılabilir mesela. oraya kadar gelemedi benimki.

- peki bu büyü başarılı olsaydı, siz ne elde edecektiniz? tam anlayamadım...

- şirinlik muskasıydı o, yusuf. şirinlik muskası diye bir şey hiç duymuş muydun?

- şirinlik muskası diye bizde çok tatlı yeni doğmuş bebişlere denir.

- yok yusuf. şirinlik muskası diye bir muska var. onu taktığın zaman, karşı taraf senden hoşlanıyor. heeeerrrrkes seni çok beğeniyor. şirin görünüyorsun herkese...

- senin muskanın büyüsünün tutmadığını nereden çıkarıyorsun peki?

- ay yusuf, benim için gidilmemişti ki. kızlar şirinliklerini yetersiz buluyormuş. bunun için gidip hoca aradığım filan yok. kızlar buldu. birimizi sikecek hoca. hoca, beni beğendi amınakodumun oğlu. götveren ben olduğum için... biraz da para verdik. ben para vermedim tabi ama. e, madem yapılıyor, götümle de olsa büyünün finansmanına  katkıda bulunduğuma göre, dedim, bir tane de bana yap dedim yani, elin değmişken. işte hepimiz şirin olduk, şirin şirin gezdik... evimiz şipşirindi...

- bence adamın büyüsünü küçümsemişsin. bak sendeki şu şirinliğe...

- valla, ben yediğim yarağı hatırlıyorum, o büyü hikayesinden...

Eylem Günlüğü