Terazi ve ağırlıklar (3)





...aslında kadınlar da erkeklerden hoşlanırken bu kadar çok korkuyorlar bence. evet yani, polisin bana yaptığıyla erkeklerin kadınlara yaptığı arasında çok da büyük fark yok. anlatılanlar da düşünülürse... "adam şeker gibiydi. eve geldik, aman allahım, bir canavar çıktı" filan hikayeleri... geçenlerde facebook'ta bir hikaye gördüm.

(onu içersen, bunu sana nasıl vereceğimi anlayamam. sanki bunu benim içmem gerekiyormuş gibi oluyor o zaman. bunu söndürelim. kalmamış zaten...)

böyle bir hikayeydi mesela...  Bu kadar şey... tabi ki, benim en sakladığım şeyi ortaya çıkartacak. bende varmış ki çıkıyor yani bi' de... polisten aşırı haz alıyorum. çok korkarak haz alıyorum. geçen bir sokak çocuğunda da gördüm. kızları doğramış çocuk. kızlar da onu doğramış filan. neyse benim eve indiler. her yer kan revan... işte ben "nasıl oldu?..." aslında şu an o kızdan şikayetçiyim. o dayak yiyen kızdan. dayak yemekten kurtulmak için... kız estetikli, güzel bir çocuk şuana diye. bilmem ne efendi tarikatından gelme. cübbeli filan. o kızı da o yüzden severim. cd bir kadın. cd'liğinin son dönemine kadar, yani kadın görünüşüne geçene kadar cübbe giyip gidip kur'an falan okuyordu. gelip akşam travesti oluyor. ve bu tek beden iki karakter onu çok zorluyordu. bunu bana anlattı. hatta beni bir kere, cübbeli ahmet hoca...

- ha!... bildiğimiz şu meşhur adam?...

- muhtemelen o. onun bana şeylerini gösterdi youtube'dan... ay yusuf, çok eğlenceli ve çok çekici böyle...

- evet. ayni kanaatteyim.

- o da beni içine aldı. "bak senin içinde iman varmış" diyerek. gerçi ben... manyak, her şeye nasıl dahil olmam ben. bu kadar çekici erkekler ve şey... yusuf inanılmaz bir kalabalık ve senkronize hareketler yapıyorlar. ağızları kıllı yığınla adam, coşuyor, terliyor ve hırlıyor. bu seni nasıl çekmez ya? bu bir salağı da çeker hani. bundan etkilenmeyen insan, ruhsuz. ha, belki genç nesli çekmeyebilir hani. o zaten hırlamalarla verilen ritmik tını seni şey yapıyor hani. aşina olduğun bir ritm. ben bu camideki şeyler... şimdi kocatepe'de oturduğum için onu çok daha iyi duyuyorum.

- kalp kasılmalarının ritmini taklit ediyormuş o ses.

- bana çok çekici geliyor. bir tarikat geçmişim yok. bir kere bir trans kadınla transa geçmiştik. ahmet özhan'ın... ayran içmiştik yusuf. ayran, bir yere bağlanıyorsun ve çay içiyorsun. çay içip ayran patlatıyorsun. ağzın dağılıyor, kopuyor. ama gene bir haz ve ruh var. dört saat trt'de ahmet özhan izlemişiz. dört saat!... mesela trt1'de başlayan ahmet özhan, bir süre sonra trt2'ye geçiyor. hatırlamıyorum ama hani... işte trtgap'a geçiyor filan... aynı konu orada devam ediyor. oradan bir şey yakaladık. en son kadınla zikir çektiğimi farkettim. zikir çektik! o da bir yerden gelme. öyle bir tarikatten gelme. tarikat terbiyesi almış insanlar aslında beni çekiyor. yalan yok. yani aslında bunu ben, sonradan öğreniyorum. hayatımda tarikat terbiyesi almış travesti insanları görüyorum. belki okulda buna çok fırsatım olmayacaktı. bir tarikat müridi arkadaşım olmayacaktı ama... transların dini geçmişleri çok mükemmel. çünkü aslında o ibnelik, o farklılık, o çaresizlik, tanrı aratan bir şey hani. birisiyle hesaplaşman gerekiyor ya... yani tanrıyı ben de aradım bir dönem çok fazla. tamamen boş sayılmam bu konuda.

- eee? şimdi telefonu var mı sende?

- yok abi. çok geçmedi madileştik.

anlatıyorum işte. bu dönemim çok uzun sürmedi. hatta şunu çok iyi hatırlıyorum. bizim somyamız vardı böyle kırlentleri olan. garip ama karşısında da kanepe var. somyada yatmak daha kolay aslında ama neden bilmiyorum, herhalde kanepe güneşte kalıyor diye. mekan burası. kendimle hesaplaştığımı görüyorum. çok bunaltmıştı beni annemler. aile... bütün her şey... etrafımda allahını keşfeden, bunun içinde baygın baygın gözlerle bakıp huşulara dalan bir insan seli var. ve sen de arıyorsun, onların bulduğu huşuyu tatmak için. hani anladın mı? ve yok bir işaret hani. ben çok rica ettim. lütfen dedim. bunu çok iyi hatırlıyorum. çok böyle gençlik, ergenlik dönemleri...

- benim bir arkadaşım var, solcuyken bir gece aniden müslüman oldu filan. benzer hikayeler anlatıyor sanki?...

- evet, evet. rica ettim tanrıdan. lütfen varsan... ya, koskoca tanrısın. şu somyanın altında önünü örten fırfırlı bir eteği var. bilirsin. belki anlatabiliyorumdur. o kırlentin devamı olan, aynı kumaştan olan bir şey. onu kımıldatmasını çok istedim. yani neden oraya yoğunlaştığımı hiç hatırlamıyorum. onu kımıldatamadı. ya da beni istemedi. benim bu kadar haykırışımı, yalvarışımı görmedi; demek ki görmeyecek hani bundan sonrasında da... o hesabı öyle kapattım. o hesapla vaktinde uğraşmışım ki, kırklı ellili yaşlarda bu hikayeleri dinliyorum.

Eylem Günlüğü