Gani: Hiç Beni Meclise Alırlar Mı, Herkese Veririm!



Pembe Hayat’tan Buse ve Gani’yle “o biçim” siyaseti konuştuk: Anladığım politikayı siyasi partiler içinde çok barındıramaz. Öyle bir parti varsa gelsin, hepsine oral bedava.

Yerel seçimler, adaylar, siyasetler, oylar, hesaplar, sandıklar… “İçimiz daraldı ayol” diyip bir tatlı huzur almaya, Pembe Hayat’a gittik. Buse ve Gani’yle siyaseti konuştuk ama bildiğimiz siyaseti değil, “o biçim” olanını konuştuk.

Buse 2000’li yıllarda DEHAP içerisindeki mücadelesini anlattı, ilk kez bir partinin tüzüğüne cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eklenmesini hatırlattı:

“Kürtler olağanüstü hal uygulamalarının yaşandığı bir bölgenin insanlarıydı. Bizler de burada aslında her gün OHAL yaşıyorduk. Diğer insanlar yaşamıyordu ama biz translar yaşıyorduk. Gözaltılar, karakollarda işkenceler, evler basılıyordu, çetelerle uğraşıyorduk… Yani aslında aynı şeyi translar olarak Türkiye’nin başkenti Ankara’da yaşıyorduk biz de.”

Kürt bir trans olmanın LGBTİ’ler içerisinde nasıl ayrımcılığa uğramasına yol açtığını anlattı Buse. Pembe Hayat’ı kurduklarında kendisi hakkında “dağ kadrosu yetiştiren terörist” laflarının edildiğini hatırlattı.

Gani ise lafa siyasetten uzak durmak istediğini belirterek başladı. “Korkuyorum siyasetten. Anladığım politikayı siyasi partiler içinde çok barındıramaz. Öyle bir parti varsa gelsin, hepsine oral bedava.”

“Meclise alırlar mı beni? Herkese veririm ben orada. Hangi siyasi parti kabul eder ki bizi?” diyen Gani LGBTİ hareketinin özgürlükçü politikasını ve herkes için özgürlük düşünü oy hesaplarına boğulduğumuz bu günlerde bir kez daha vurguladı:

“Ülkücü LGBT kurulursa naparız, dedik. Bir kısmımız, ‘Onlar da LGBT’ dedi. Hayır şekerim, böyle bir dünya yok! Her kötü şeyi içime almak istemiyorum ben. LGBTİ hareket normatif olmayan ve normatifin kötülerini içinde barındırmayan bir hareket. Tam örgütlendik, -izmler devreye girdi. İşte Kemalistler çıktı. “Biz Atatürk resmi asacağız” dediler. Ya durun bir lütfen. Öldürülüyoruz biz burada. Atatürk resmi asılsa da öldürüleceğiz, asılmasa da.”

2000’li yıllarda Kürt hareketinin içerisinde, DEHAP’ta mücadele veren bir trans kadınsın Buse. O zamanlarda neler yaşadın? Bugüne kadar neler değişti?

 Aslında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği o dönemlerde siyasi partilerin çok da önemsediği ve üzerine siyaset yaptığı bir alan değildi. Devlet politikaları ve siyasi partiler; konu LGBTİ olduğu zaman taban korkusundan veya alanlarda nasıl söyleyeceğini bilmediğinden örtüşüyordu. “Evet destekliyoruz” düzeyinde kalıyordu ilişki. Bugün hayvan hakları mücadelesine benzer bir konumdaydı. Ben de o dönemlerde DEHAP’ta çalışıyordum. Mesela Mamak ilçe açılmıyordu, gidiyordum Mamak ilçe binasını açıyordum. Hastane bölgesinde olduğu için Bölge’den gelen birçok insan Mamak ilçeye uğruyordu. Kapıyı çaldıklarında onlara kapıyı bir transseksüel açıyordu. Saatlerce konuşuyorduk ancak konu eşcinselliğe, translığa gelince tıkanıyordu sohbet. İyi bir farkındalık yaratmaya başladık. Ben birçok etkinlikte yer almaya başladım. O dönemlerde Kürt hareketi içerisinde translara karşı bir sempati vardı aslında.

Neden vardı sence bu sempati?
Baskı aynı, kimlik mücadelesi, varoluş mücadelesi aynı. Yaşanan işkenceler aynı aslında. Kürtler olağanüstü hal uygulamalarının yaşandığı bir bölgenin insanlarıydı. Bizler de burada aslında her gün OHAL yaşıyorduk. Diğer insanlar yaşamıyordu ama biz translar yaşıyorduk. Gözaltılar, karakollarda işkenceler, evler basılıyordu, çetelerle uğraşıyorduk… Yani aslında aynı şeyi translar olarak Türkiye’nin başkenti Ankara’da yaşıyorduk biz de.

Devamında senin DEHAP içerisinde mücadelen devam etti…
 Evet, tabi. 2003 yılında İç Anadolu Bölge Konferansı vardı ben de konuşmacı olarak ismimi yazdırdım. Arkadaşlar da “Buse bir konuşma yapsın” demişler. Ve orada tüzüğe cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği geçmesi için önerge sundum. DEHAP ilk kez tüzüğüne cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini alan ilk parti oldu. Siyasi parti içerisinde görünürlük öyle başladı.

Peki, son süreçte BDP, CHP, DSP, HDP ve TKP’den LGBTİ belediye meclis adayları var. Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsun?
 Onun öncesinde, LGBTİ meselesi bir toplumsal sorun. Benim siyasi partilerden ayrılma gerekçem de sivil toplum anlayışıyla ilerleme ihtiyacıydı. Devamında Pembe Hayat süreci başladı. Ben Kürt, Alevi, trans aynı zamanda engelliyim ve tüm bunlarla mücadele için en önemli alan sivil toplum. Derneği kurarken de Kürt olduğum için başka LGBTİ’ler tarafından ayrımcılığa maruz kaldım. Sadece Kürt bir trans olduğum için “Buse bu dernekte insanları örgütleyip dağ kadrosu yetiştirmeye çalışıyor” diyorlardı.

"Kucaklanmak isteyenleri kucaklasınlar"


Adaylar meselesinde ise belki de ilk defa Gezi demeyecek kişi olacağım. (Gülüyoruz) Bu hareket 20 yıllık bir hareket ve ortada ciddi emek var. Bugün siyasi partilerde “Gezi’den sonra LGBTİ’ler daha görünür oldu ve LGBTİ’leri kucaklamalıyız” anlayışı var. Kucaklanmak isteyenleri kucaklayabilirler, bir sorun yok. Ama yıllardır verilen emeği, üretilen değerleri görmezden gelmemek gerekiyor.

Bu süreç LGBTİ’lerin sadece tüzükte kalmaması açısından önemli. Bu süreç özgürlük alanlarına ilişkin somut gelişmelerin yaşanması açısından olumlu. Öte yandan benim için esas önemli olan LGBT ya da başka bir şey olması değil; insan haklarına, her türlü ayrımcılığa, sadece kendim için değil tüm ötekilere karşı politikasıdır. Ben bunun üzerinden oy veririm.

 Aslında ben kendimi hep siyasetten uzak tutmaya çalıştım. Korkuyorum, siyasetten uzak duruyorum. Ama görünür olmak gibi de bir derdim var. Siyasi partiler çok ilgimi çekmiyor ama translar girdikleri yerde ötekilik ruh halini çok iyi bildikleri için girdikleri partilere çok şey katabilir. Ben bütün partilere eşit uzaklıkta değilim. Faşist partilerden ve liberal partilerden nefret ediyorum. Aslında ben partileri hiç sevmem ama kötünün içinde iyileri var işte. Mesela ilk defa oy pusulamı buldum ve oy vermeye karar verdim. Ben hep böyle kararlar veriyorum. Ne olmadığımı anlamak gibi bir şey. Erkek olmadığımı anladım ama “Ne’sin?” sorusunun karşılığı bende yok. Siyasi partiler konusunda da adı neydi, şu iktidar olan partiye oy vermeyeceğim çok net. Kötü de olsa trans bireylerin görülmesi beni mutlu eder.

Partilerden korkma sebebin nedir? Ahlakçılık mı mesela?


Bir dönem mesela ÖDP vardı. “Hoşgeldiniz” dediler ama sonra yüzümüze bile bakmadılar. Seks işçiliği tanımını kabul etmediler. Herkesi içlerinde barındırdılar ama bizi barındırmadılar. Ötekileri aralarına alır gibi yaptılar. Ama bizi alır gibi bile yapmadılar. Çok siyasete bulaşmak değil benim derdim. Ay, sanırım oy vermeyi siyasete bulaşmak gibi anlıyorum. (Gülüyoruz)

 Bir yandan mesela benim de elbette ki siyasi görüşüm var ve sandığa gittiğimde herkese eşit mesafede durmayacağım. Ama bir sivil toplum temsilcisi olarak eşit mesafedeyim. Bütün siyasi partilerle görüşmeye açığız. Bir de ahlak kısmıyla ilgili konuşmak istiyorum. Valla biz Pembe Hayat olarak genel ahlaksızız. Bütün siyasi partilerin bu ahlak kurallarına niye bu kadar sarıldıklarını da anlamış değiliz. LGBT hakları önemli bir yere geldiğinde biz bu sefer daha ötekiyi bulup onlar üzerinden çalışma yapacağız. Fahişeyiz diyenleri dışarıda bırakan, yüz bin kayıtsız seks işçisini görmezden gelen, seks işçilerinin sorunlarına refleks göstermeyen hiçbir siyasi partinin yanında duramayız. Mücadele bir bütündür, parçalayamazsınız.

Gani senle devam edelim. Siyasi partilerin heteroseksizm ve ahlakçılıkla mücadele için neler yapması gerekiyor? Aday göstermek yeterli mi?
 Sorunun cevabını başka bir şekilde vermek istiyorum. Ben leş ve kaka politikasını üreten birisiyim. Leş olmanın ne demek olduğunu biliyorum. Parti ahlakı vardır, ablalar vardır. Normatif, heteroseksüel düzenin başka başka hallerde vuku bulması oluyor. Ben içinde var olamam. Biz alanlarda 3-5 kişiydik ve leş olmanın psikolojisini çok iyi biliriz. Solcu kardeşlerimizle anarşist kardeşlerimizle yürürken “cık cık” seslerini biliyoruz. Anladığım politikayı siyasi partiler içinde çok barındıramaz. Öyle bir parti varsa gelsin alnını öpeyim. Hepsine oral bedava. (Gülüyoruz)

"Ayakta işemeyi seven kadınlarız"


 Hayatlarından normali, ahlakı çıkarsınlar. “Gerçekten mi” cümlelerini çıkarsınlar. Bunları çıkardığımızda her şey çok daha iyi gidecek. Kötü de gidecekse de böyle gitsin. En azından kendimizi bir gün olsa da yaşayabileceğimiz bir dünya düşlüyoruz. Pantolonu çıkartıp eteği giymiş, eteği çıkartıp pantolonu giymiş insanlarız. Bizi meclise alsalar, kadınlar tuvaletinde pisuvarda işeyemeyeceksek napalım orayı Allah aşkına! Biz ayakta işemeyi seven kadınlarız.

Meclise alırlar mı beni? Herkese veririm ben orada. Hangi siyasi parti kabul eder ki bizi? Kendi aramızda şöyle bir konuşma yaptık. Ülkücü LGBT kurulursa naparız, dedik. Bir kısmımız, “Onlar da LGBT” dedi. Hayır şekerim, böyle bir dünya yok! Her kötü şeyi içime almak istemiyorum ben. LGBTİ hareket normatif olmayan ve normatifin kötülerini içinde barındırmayan bir hareket. Bir adamın ibne olması bu hareketin içinde var olmasını geçerli kılmıyor. Çünkü ben alanlarda yıllardır özgürlük mücadelesini özgürlükçü insanlarla verdim. Ayy birden gerilla ruhum çıktı ortaya. Yemin ediyorum onları almam hahayt! (Gülüyoruz)

Lütfen bir –izm’in olduğu değil kendimizin olduğu bir teori koyalım ortaya.

El yordamıyla öğrendik biz. Sokakta dövüle dövüle öğrendik her şeyi. Tam örgütlendik, -izmler devreye girdi. İşte Kemalistler çıktı. “Biz Atatürk resmi asacağız” dediler. Ya durun bir lütfen. Öldürülüyoruz biz burada. Atatürk resmi asılsa da öldürüleceğiz, asılmasa da.

Not: Yıldız Tar'ın röportajı, Kaos-GL'nin web sayfasında yayınlandı. 

Eylem Günlüğü